Kariyer Kariyer

Etkili Bir Özgeçmiş Nasıl Yazılır?

[su_spacer size="30"]Araştırmalara göre işverenler bir özgeçmişi ilk altı saniyede değerlendirir ve kişiyi iş görüşmesine çağırmaya ya da çağırmamaya karar verir. İlk izlenimler çok önemlidir ve özgeçmiş size iş görüşmesinin kapılarını açabilecek önemli bir adımdır. Özenle hazırlanmış bir özgeçmişle dikkat çekmeyi başarabilirsiniz.Özgeçmişinizi hazırlamaya başlamadan önce şu sorulara cevap vermeye çalışın:özgeçmiş1. Şu ana kadarki tecrübelerimden ne öğrendim? (İş tecrübeniz yoksa okul yıllarınızda aldığınız dersleri, katıldığınız kulüpleri veya staj tecrübelerinizi düşünün)2. Bu tecrübeleri başvurmak üzere olduğum işte değer yaratmak için nasıl kullanabilirim?3. Beni neden işe almalılar?4. Bu şirkette çalışmak beni neden mutlu edecek?Mümkün olan en iyi özgeçmişi yazmak ve hayallerinizdeki işe giden yolda emin adımlarla ilerlemek için aşağıdaki maddelere bir göz atın.

  • Özgeçmişinizi başvurduğunuz şirkete ve işe göre şekillendirin.
  • İş tanımını iyi okuyun ve o tanıma uygun özelliklerinize değindiğinizden emin olun. Başvurduğunuz pozisyonu bildiğinizi ve buna hazırlıklı olduğunuzu göstermelisiniz.
  • Özgeçmişinizi göndermeden önce işveren şirketin websitesini inceleyin. Şirketin kullandığı kelimeler, felsefesi, çalışanların verdiği röportajlar size birçok ipucu verebilir. Bu ipuçlarıyla özgeçmişinizi bu şirketin kültürüne hitap eden şekilde yazabilirsiniz.
  • Başvurduğunuz bölüm veya pozisyonda çalışan kişilerin deneyimlerini araştırmak size fikir verecektir. Anlatsin.com’u incelemenizi öneririz.

 [embed]https://www.youtube.com/watch?v=ANvYcdKVDfo&feature=youtu.be[/embed] 

  • Başvurduğunuz işle en ilgili olan tecrübenizi en üst sırada yazın.
  • İsminizi daha büyük, görünür ve kalın yazın. Adres, e-posta ve telefon bilgisini sakın unutmayın. Evet unutanlar var!
  • Kısa ve öz olmaya çalışın. Uzmanlar 20’li yaşlarınızdaysanız bir sayfayı geçmemeniz gerektiğini söylüyor. Unutmayın, işverenler bazen yüzlerce cv okumak zorunda kalıyor. Tam sizinkini okurken sıkılıp bir kenara bırakmalarını istemezsiniz.

KENDİNİZE VE HAYAT FELSEFENİZE SADIK KALIN.

GIORGIO ARMANI

  • Hazır formatları kullanmaktan kaçının. Sektörünüze uygun kendi formatınızı yaratın.
  • Şu ana odaklanın. Önemsiz ve üzerinden çok zaman geçmiş bilgileri eleyin. Kimse ilkokul veya ortaokulda ne yaptığınızla ilgilenmeyecektir.
  • Eğitim bölümü için lisans ve/veya yüksek lisansa başladığınız ve bitirdiğiniz tarihleri mutlaka yazın. Bu dönemde katıldığınız kulüpler veya araştırma projeleri varsa, başvurduğunuz iş ile ilgililerse ekleyin.
  • Tecrübeleriniz çalıştığınız tam ve yarı zamanlı işler ile stajyerliklerinizden oluşmalı. Gönüllü çalışmalarınızı da ekleyebilirsiniz.
  • Yaptığınız işle ilgili özet bilgi geçmeniz yararlı olacaktır. “Haftalık bültenin gönderiminden sorumluydum” Size önemsiz gelen her görev aslında değerli olabilir.
  • Tecrübelerinizi nokta nokta sıralayın. Her tecrübenin altında en az üç en fazla beş açıklama cümlesi olsun. Açıklamalarınıza mümkün olduğunca kanıt ve sayısal veri koyun. “Günde ortalama 1000 satış yapan e-ticaret sitesinde kategori yönetimi bölümünde stajyer olarak çalıştım.”
  • Yabancı dilleriniz, bilgisayar becerileriniz veya uluslararası tecrübeleriniz gibi kariyer hedeflerinizle ilişkilendirilebilecek özelliklerinizi yazın.
  • Moda sektörüne ilgiliyseniz kişisel web siteniz, blogunuz ya da tasarımcıysanız dijital bir portfolyonuz olsun.
  • Sosyal medya hesaplarınızı tarzınızı yansıtacak şekilde tasarlayın. Herkes kağıtta aynı gözükür. Daha ötesine gitmeye cesaretiniz ve yeteneğiniz olduğunu kanıtlayın.
  • Özgeçmişinizin sonunda kişiliğinizi daha iyi gösterebilmek için ilgilendiğiniz alanlar ve hobiler başlıklı bir bölüme yer verebilirsiniz.

 

ÖZGÜN KELİMELER KULLANIN

İçerik

  • Deneyimlerinizi anlatırken farklı kelimeler ve tanımlar kullanın. Genel özgeçmiş dilinin dışına çıkıp kendi özgün tanımlarınızı yapmaktan çekinmeyin. Başvurduğunuz işin tanımında kullanılan bazı kelimeleri de özgeçmişinize katabilirsiniz.
  • Öne çıkın. Kendinize has estetik algınızı, dilinizi ve yeteneğinizi kullanın. Bunu yaparken yaratıcı olabilirsiniz fakat özgeçmişinizi okuyacak kişiyi iyi analiz ederek sınırlarınızı belirleyin. İş hayatında beklenen standartların çok dışına çıkmayın.
  • Moda sektöründe çalışmak isteyenler bazı özelliklerini ön plana çıkarmayı unutmamalı. Bu özellikler arasında moda kültürü, hedef kitleyi anlamak ve tanımlamak, trendleri takip etmek, sektörün hızına ayak uydurabilmek, ekip çalışmasına yatkınlık ve özellikle satın alma ile ilgili pozisyonlarda analitik kabiliyet vardır.
  • Editörlük ve yazarlık gibi pozisyonlara başvuranların özellikle yazı becerilerini özgeçmişlerine ve kişisel markalarına yansıtmaları önemlidir.

 

Sunum

  • Özgeçmişinizi profesyonelce hazırlanmış bir niyet mektubu ile destekleyebilirsiniz. Araştırmanızı yaptığınızı ve başvurduğunuz şirket ve pozisyon hakkında bilgi edindiğinizi gösteren çok uzun olmayan kısa ve öz bir yazı yazın.
  • Okuyacak kişinin sizin ne istediğinizi ve neye hazırlıklı olduğunuzu anlamasını sağlayın. Bunu yaparken hazırlık sorularına cevaplarınız işinize yarayacaktır. Spesifik örnekler vermekten çekinmeyin “Şirketinizin son reklam kampanyasını hazırlayan ekipte olsaydım ben de ……… şekilde katkıda bulunurdum.”
  • İstenmediği sürece özgeçmişinize referans yazmak zorunda değilsiniz. Yazmanız gerekirse bu kişilerden tek tek izin alın. Habersiz olarak aranmalarını ve hazırlıksız yakalanmalarını istemezsiniz. Herkesin mevcut titrini ve ulaşılabilecek iletişim bilgilerini ekleyin.
  • Özgeçmişinizi göndereceğiniz yerlere ve insanlara daha kolay ulaştırmak adına çevrenizle iletişim içinde olun. Okulunuzun eski mezunları, arkadaşlar, aile, eski çalışma arkadaşlarınız veya staj döneminde edindiğiniz kontaklar başvurunuzun doğru ellere daha kolay ulaşmasını ya da hazırlık aşamasında bilgi edinmenizi sağlayabilir.
  • İstediğiniz kariyer yollarında ilerlemiş veya hali hazırda arzu ettiğiniz mesleklerde çalışan insanlarla tanışıp tecrübelerini öğrenmeye çalışın. Özellikle insan kaynaklarında çalışanlardan bilgi edinmek işe alım süreçlerini veya kriterlerini öğrenip kendinizi bu sürece hazırlamakta yardımcı olacaktır.

Websitelerinin hazır formatlarını indirip kullanmaktan kaçının.

Unutmayın!

  1. Kolay okunur bir font kullanın.
  2. Sayfa düzeniniz kusursuz olsun.
  3. Özgeçmişinizi Word dosyası olarak değil PDF formatında kaydedin ve gönderin.
  4. Websitelerinin hazır özgeçmişlerini kullanmayın.
  5. Özgeçmişinizi e-posta ile gönderecekseniz mutlaka konu bölümünü doldurun. Ek olarak gönderdiğiniz dosyaya kendi isminizi verin. Bu sizi bulmalarını kolaylaştıracaktır.
  6. Eğer özgeçmişinizi basılı olarak teslim edecekseniz iyi bir kağıda standart boyutlarda kaliteli bir baskı kullanarak bastırın.
  7. Kargoya verilecekse kesinlikle kağıdı katlamayın.
  8. Yazım ve dil bilgisi hatanız olmadığından emin olun. Dil yanlışları ve noktalama işaretlerini tekrar tekrar kontrol edin. Yanlış yere konulmuş bir virgül veya atlanmış bir kelime yüzünden özensiz görünüp reddedilmek istemezsiniz. Mümkünse göndermeden önce güvendiğiniz kişilere okutun.
  9. Toplamda bir sayfayı aşmamaya çalışın. En fazla iki sayfada durun.
Devamını Okuyun
kariyer Asli Ozbek kariyer Asli Ozbek

Networking: Keyif mi zulüm mü?

Profesyonel ağınız çeşitli olduğu kadar güçlüdür. Peki networking yapmak size neler hissettiriyor? 

Paris’e taşınalı yaklaşık üç ay olmuştu. Yeni şirketimde pozisyonum gereği bir çok farklı departman ile iletişimde olmam ve onlardan bilgi almam gerekliydi. Fakat gönderdiğim e-postaların hiçbirine cevap alamıyor, görüşmem gereken kişilerden bir türlü randevu alamıyordum. Haliyle işlerim sürekli uzuyordu. 

Derken yakın arkadaşım Ebru iş için Paris’e geldi ve bir akşam yemeğinde buluştuk. Yönetim danışmanlığı yapan Ebru şirketlerin içinde iletişim konusunda oldukça deneyimliydi. Bana “İşler nasıl gidiyor?” diye sorduğunda ilk cevabım “Felaket! Kimseden randevu alamıyorum.” olmuştu. Ve Ebru bana çok değerli bir profesyonel tavsiye verdi “Aslında kolay. Randevu istediğin kişileri öğle yemeğine davet et ya da gittikleri yere gitmeye başla. Bak herşey nasıl kolaylaşacak.” Bu tavsiyenin ardından sadece ulaşmaya çalıştığım kişileri değil, onların ve benim yakınımdaki iş arkadaşlarını da öğle yemeğine davet ederek, haftanın neredeyse beş günü dolu bir takvime sahip oldum. Aslında bunu yaparak kişilerin iş programına değil, keyif anlarına ortak oluyordum. Ardından olanlar inanılmazdı, almak istediğim tüm randevular çok kolaylaştı, çünkü öğle yemekleri kahve aralarına, akşam buluşmalarına uzarken ben birden iş arkadaşlarından öte, arkadaşlar edinmeye başlamıştım ve herkes bana içtenlikle yardım etmek istiyordu. Tüm bunlar olurken, içimden "Neden bir e-posta ile olamıyor ki..." diye geçirmedim değil, çünkü bazen tüm bu yoğunluk beni yorgun düşürüyordu. Ama ne kadar etkili olduğunu anlamam uzun sürmedi, en önemlisi deneyim kazandım. 

Üç profesörün Harvard Business School’da yaptığı bir araştırmaya* göre özellikle kariyerinin başında olan kişilerde networking suçluluk ve yüzeysellik duygusu, hatta kirlenme hissi yaratıyor. Araştırmada katılımcılara networking ardından hangi ürünleri kullanmaya istekli oldukları sorulduğunda verilen cevaplar şaşırtıcı: sabun, diş fırçası veya duş jeli. Bu hissi yaratan da Instrumental networking (ağ geliştirmenin araç olarak kullanılması)" kavramı.

Bu isim, kişilerin kariyerlerinde ilerlemek için yaptıkları networking aktivitelerine veriliyor. Bunun alternatifi ise “Personal (kişisel) networking”, bu tanım da arkadaşlık veya güç birliği amacıyla yapılan aktiviteler için kullanılıyor.

Araştırmalar gösteriyor ki, katılımcılara Facebook’tan ve Linkedin’den birilerine tanışma mesajı atmaları söylendiğinde, Facebook’u kullananlar kendilerini daha az kirlenmiş hissediyor çünkü Facebook daha kişisel bir platform. Burada önemli bir fark var, kariyer. Kariyerinde üst seviyelerde olanlar bu hisleri daha az yaşamakla birlikte sosyal mecralar arasında bir fark görmüyorlar. Kariyerinde başlangıç seviyesinde olan kişiler ise bu hislerle baş etmek, ve onları yönetmek zorunda. Çünkü bilinen bir gerçek var, networking kariyer için gerekli.

Ünlü Insead profesörü, yazar ve benim de hocam Herminia Ibarra**’ya göre kişileri networkingden soğutan etkenlerden biri bunu yapmakta tecrübesiz olmak, ve profesyonel ağımızı geliştirmeyi işimizin önemli bir parçası olarak görmemek. Sıklıkla yapmadığımızda, bu aktivite için harcamamız gereken zaman (ki oldukça fazla zaman gerektiriyor) boşa harcanmış zaman gibi geliyor, özellikle de tanıştığımız insanlar kısa vadede bazı sorunları çözmeye yardım etmeyecekse. Ibarra’ya göre kişiler sıklıkla kendilerine şu bahaneyi buluyor “İşlerimi bitirecek kadar bile zamanım yokken nasıl çıkıp başkalarıyla tanışabilirim?”. İşte bu mazeretler biz farketmeden networking kapılarını kapamamıza neden olabiliyor. 

Peki hem profesyonel hem de kişisel gelişimimiz için çok önemli olan bu aktiviteden kendimizi bilinçsizce alıkoymaktan nasıl kurtuluruz?

Networking karşılıklı değer yaratmak içindir 

Networking yapmaktan uzak duranlar genellikle karşılarındaki kişiden birşey bekliyor durumuna düştüklerini düşündükleri için çekiniyorlar. Oysa ki networking bir çıkar ilişkisinden çok bir değer yaratma ve deneyim paylaşma aktivitesi. Profesyonel hedefler nedeniyle insanlarla tanışmayı doğal bulmayan kişiler bu nedenle ağ geliştirmekten uzak durduklarında sadece kendilerini yeni deneyimler ve öğrenimlerden mahrum bırakmıyor aynı zamanda başkalarını da kendilerinden öğrenme imkanından mahrum bırakıyor. Burada kilit nokta şu: iş arama tek  taraflı olmadığı gibi networking de değil. Hiç kimse, deneyimli ya da deneyimsiz, boynu bükük hissetmemeli. Tam tersi, yaratacağı değerden emin olarak tecrübe kazanmaya başlamalı.Kısacası, davet edildiğiniz o kokteyllere gidin ve kişilerle tanışıp konuşmaya başlayın. Her seferinde daha kolay olacak ve yarattığı değeri görünce suçluluk hissiniz zamanla kaybolacak.

Networking bir liderlik vasfıdır 

Kendinize her “Bunu yapmayı sevmiyorum” dediğinizde liderlik kaslarınızdan birini az geliştirdiğinizi hatırlayın. Top thinkers 50 ödüllerinde 2015’te 8. sırayı alan Herminia Ibarra’ya göre kendi konfor alanında kalan ve yükseldikçe networking yapmayı reddeden liderler sadece kendilerini ve şirketlerini tehlikeye atmıyorlar aynı zamanda ekiplerini de stratejik bilgilerden mahrum bırakıyorlar. Ibarra’ya göre dışa dönük olmamak bir ekibin geleceği için büyük risk taşıyor, çünkü belirli bir sektörde ya da pazarda oluşabilecek fırsat ve tehditleri öngörmek ve hazırlanmak ancak çok farklı iletişim kanallarını açmakla mümkün. Bunu da yapması gereken liderin ta kendisi.   

Tüm yazdıklarımı göz önüne aldığımızda, networking aktivitesinin en etkili ve en doğal şekilde yapılacağı ortamlar çok değerli. Bunlara bir örnek benim de içinde bulunduğum paylaşımlı ofis Kolektif House. İçerisinde yer alan farklı mesleklerden, girişim ve şirketlerden dolayı networkingi bir zulüm ya da zorunluluk olmaktan çıkarıp herkesin işinin doğal ve keyifli bir parçası haline getiren bu ortam yeni nesil çalışma fikrini temsil ediyor. 

Kolektif House Levent

Bunun yanında, sizinle aynı ilgi alanları etrafında buluşan grupların organize ettiği etkinliklere gittiğinizde, modakariyeri.com etkinlikleri gibi, networking sadece bir keyif halini alıyor etkileri de bonusu oluyor. Bizim ilk etkinliğimiz de 9 Kasım Çarşamba günü olacak. 

Unutmayın, önemli olan sadece içerisinde rahat hissettiğimiz ortamlarda değil değer yaratacak her ortamda tanışıklıklara istekli, açık ve hazır olmak. Çünkü profesyonel ağınız çeşitli olduğu kadar güçlüdür. 

 

* "The contaminating effects of building instrumental ties: How networking can make us feel dirty." Harvard  Business School Working Paper Nisan 2014. Tiziana Casciaro, Francesca Gino, Maryam Kouchaki

** Herminia Ibarra "Act like a leader, think like a leader" 

 

Devamını Okuyun
moda meslekleri Sevgi Çatkın moda meslekleri Sevgi Çatkın

Modelistler: Modanın gizli kahramanları

Moda tümüyle bir zincirin halkalarından oluşuyor. Bir halka olmadan diğeri kesinlikle düşünülemez. Modelistlik o halkalardan biri. Bu kadar önemliyken, bu konu hakkında yazmamız kaçınılmazdı.

Annesi dikiş diken bir çocuk olarak, benim ilk tanıdığım patron şirketimdeki değil, Burda Dergisi’nden çıkandı. Bu mulaj kağıtlarının kumaşa iğnelenip kesilmesiyle kumaş dikime hazır hale gelirdi.  Yıllar sonra mezun olup ilk işime başladığımda, her ne kadar modayı çok iyi bildiğimi düşünsem de benim kafamda tasarımcı ile modelist arasındaki fark hala belirsizdi. Üretim departmanında mesleğe başlamak bu yüzden belki de başıma gelen en iyi şeylerden biriydi. Modada herşey üretimle başlıyor; her üretim de tasarımla. Peki aradaki akışı ne kadar iyi biliyoruz?

Son kullanıcı olarak mağazada ya da dergilerde moda ile ilgili karşılaştığımız şeyler birbirinden harika tasarımlar. Bu tasarımların tek boyuttan üç boyutluya geçişine kafa yormaya başladıkça, bu işin ne kadar detaylı ve emek gerektiren bir iş olduğunu görüyor insan. 

Moda tümüyle bir zincirin halkalarından oluşuyor. Bir halka olmadan diğeri kesinlikle düşünülemez. Modelistlik o halkalardan biri. Tasarımı bir sanat olarak sayarsak, modelistlik için perde arkasında kalan sanat diyebiliriz. Modelistlik olmadan herhangi bir tasarımın hayata geçmesi ya da üretilmesi düşünülemez. Bu kadar önemliyken, bu konu hakkında yazmamız kaçınılmazdı.

Şimdi bizim bahsedeceğimiz, o "patronları" hazırlayanlar. Bunu konuşmak için de meslekten birine sorular sormasak olmazdı. 

Serap Şahin, 15 senedir modelistliğe emek veren, şu anda bir ihracat firmasının Londra'daki mağaza projesi için çalışan bir profesyonel. Bizim için merak ettiğimiz soruları cevapladı.

Modelistliğe ilk ne zaman başladın?

2001 yılında başladım. 15 senedir sektörün seçkin firmalarında görev alıyorum.

Bu mesleği seçmendeki en büyük etken nedir?

Benimki biraz genetik oldu.En büyük etken muhtemelen bütün ailemin tekstil sektöründe çalışıyor olması.

Modelist ne yapar?

Modelist tasarımcının çizdiği modelin kalıbını çıkartır. Çıkan kalıplar kumaş üzerinden kesilip dikilir ve provaya hazırlanır. Prova yapıldıktan sonra düzeltmesi yapılıp, seri üretime geçilir.

Modelist olabilmek için gereken özellikler sence nelerdir?

Belki de en önemlisi detaycılık ve titizlik.Bu işi yaparken ortaya çıkanı önce siz beğenmelisiniz. Sizin içinize sinmeyen bir çalışma diğer kişilerin de hoşuna gitmeyebilir.

Serap Şahin

Sence okulda edinilen bilgi mi daha önemli yoksa tecrübe mi?

Aslında ikisi birbiriyle iç içe. Biraz tecrüben varsa okulda daha başarılı olursun. Okul bu işin alt yapısını öğretiyor ama iş hayatında tecrübe çok işe yarıyor.

Bir günün nasıl geçiyor?

Genel olarak verilmiş koleksiyonla uğraş içerisinde oluyorum. Mülaj çalışmaları yapıyoruz. Bazı modelleri kumaşa dikip modelin duruşuna bakıyoruz. Üretim çalışıyorsak üretim provası sonrası kalıp düzeltmesi yapıp seri aşamasına geçiyoruz. Bu işte her gün iki koleksiyonla da ilgilenmek ve birlikte yürütmek zorundasınız.

Tasarım sürecine modelist hangi aşamada  dahil oluyor? Biraz yaratım sürecinden bahsedebilir misin?

Tasarım, tasarımcının zihninden kalemine dökülmüş olan gerçek ve gerçek dışı her olgunun son hali ile ürünhaline geliş sürecidir. Bu süreçte modelistler tüm teknik ve estetik aşamasında tasarımcı ile birlikte omuz omuza çalışmalıdırlar. Yapılacak olan koleksiyonun tüm havasını ve gustosunu hissetmiş olan modelist ile tasarımcı, teknik ve tasarımı bir araya getirerek ürünün ortaya çıkışındaki lezzeti birlikte hissederek çalışırlar. Tam anlamıyla uyum ve ekip işi diyebiliriz.

Modelistlik bireysel bir iş gibi görünse de aslında sürekli olarak bir ekip işi. Biraz zorluklarından bahsedebilir misin?

Bütün sürecin tamamen bir ekip işi olduğu her meslekte olduğu gibi bu meslekte de mevcut. Fakat söylediğim gibi ekip içerisinde uyum ve aynı dili konuşmak en önemlisi. Bu iletişim olduğu sürece problemler çok daha aza indirgenebilir.

Son olarak bu mesleği seçmek isteyenler için tavsiyelerin neler?

Vereceğim en önemli tavsiye işini benimsemek ve severek yapıyor olmak. Sonrası kesinlikle tecrübeye dayalı olacaktır. Bu süreçte çok iyi bir gözlemci olmak lazım.

 

Modelist olmak isteyenler, bu mesleği daha iyi tanımak isteyenler, bize danışmak için moda@modakariyeri.com'a yazabilirsiniz. 

Sevgi Çatkın

 

Devamını Okuyun
Moda Okulları Moda Okulları

Ünlü Tasarımcıların Mezun Oldukları Moda Okulları

Moda dünyasındaki gelmiş geçmiş en büyük tasarımcılara hergün gıptayla bakıyoruz, idol olarak görüyoruz. Fakat onlar da bir zamanlar bizim gibi hedeflerini gerçekleştirmek için okuyorlardı.

Moda dünyasının dev isimlerine her gün gıptayla bakıyoruz; onları birer idol olarak görüyoruz. Ancak unutmayın ki, onlar da bir zamanlar sizin gibi moda okullarının sıralarında ter döküyor, "Acaba başarabilir miyim?" sorusuyla uykusuz geceler geçiriyorlardı. İşte azmin, yeteneğin ve doğru eğitimin birleştiği o efsanevi başarı hikayeleri:

1. John Galliano – Central Saint Martins (CSM)

Modanın aykırı çocuğu John Galliano, 1984 yılında Londra’daki Central Saint Martins’den mezun oldu. Mezuniyet koleksiyonu "Les Incroyables", Fransız İhtilali'nden ilham alıyordu ve Londra’nın ünlü butiği Browns tarafından vitrine çıkarılacak kadar çarpıcıydı. Dior’daki görkemli yıllarının ardından, bugün Maison Margiela’da "Artisanal" vizyonuyla moda tarihini yeniden yazmaya devam ediyor.

2. Tom Ford – Parsons School of Design

Tom Ford’un hikayesi, modanın sadece çizim değil, bir vizyon işi olduğunun kanıtı. Parsons’ta mimarlık okurken son senesinde Paris kampüsüne geçen Ford, burada modanın ticaret ve sanat arasındaki mükemmel dengesini keşfetti. Gucci ve Saint Laurent’i küllerinden doğurduktan sonra kendi imparatorluğunu kuran Ford, Parsons'ın en prestijli mezunları arasında yer alıyor.

3. Stella McCartney – Central Saint Martins (CSM)

Sürdürülebilir modanın öncüsü Stella McCartney de bir CSM mezunu. 1995 yılındaki mezuniyet defilesinde podyumda Naomi Campbell ve Kate Moss gibi isimlerin yürümesi, onun sektöre nasıl bir fırtına gibi girdiğinin kanıtıydı. McCartney, bugün hala okuluna ve genç yeteneklere burs imkanları sağlayarak eğitim desteğini sürdürüyor.

4. Demna Gvasalia – Antwerp Royal Academy of Fine Arts

Günümüz modasını "çirkin-estetik" ve "oversize" kavramlarıyla dönüştüren Demna, Belçika’nın dünyaca ünlü Antwerp Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi mezunu. Margiela’da staj yaparak işin mutfağını öğrenen tasarımcı, bugün Balenciaga'nın kreatif direktörü olarak moda dünyasının en etkili isimlerinden biri. Belçika ekolünün disiplini, onun aykırı tasarımlarının temelini oluşturuyor.

5. Riccardo Tisci – Central Saint Martins (CSM)

İtalyan tasarımcı Riccardo Tisci’nin hikayesi tam bir "küllerinden doğuş" öyküsü. Maddi zorluklar içinde Londra’ya giden ve London College of Fashion’daki kısa bir kurs sırasında keşfedilen Tisci, burslu olarak CSM’de eğitim aldı. Givenchy’ye getirdiği karanlık romantizm ve ardından Burberry’deki dijital dönüşüm hamleleriyle modanın en güçlü kreatif direktörlerinden biri olduğunu kanıtladı.

6. Jonathan Anderson – London College of Fashion (LCF)

Hem kendi markası JW Anderson hem de İspanyol lüks devi Loewe ile harikalar yaratan Jonathan Anderson, sanılanın aksine CSM değil, London College of Fashion mezunudur. Başlangıçta aktör olmak isteyen Anderson, kostüm tasarımına olan ilgisiyle modaya yönelmiş; bugün ise zanaatkarlığı (craftsmanship) modern sanatla birleştiren dehasıyla sektörün en çok takip edilen ismi olmuştur.

7. Daniel Roseberry – Fashion Institute of Technology (FIT)

Schiaparelli’yi küllerinden doğuran ve Haute Couture’ü yeniden popüler kültürün merkezine taşıyan Daniel Roseberry, New York’taki FIT mezunudur. Thom Browne’da geçirdiği 10 yılın ardından Schiaparelli’nin başına geçen Roseberry, Amerikan disiplini ile Fransız sürrealizmini harmanlayan benzersiz bir vizyona sahip.

8. Matthieu Blazy – La Cambre (Brüksel)

Bottega Veneta’daki başarılı döneminin ardından Chanel’in Kreatif Direktörü olan Matthieu Blazy, Belçika’nın gizli mücevheri La Cambre mezunudur. Raf Simons, Maison Margiela ve Phoebe Philo dönemi Celine’de pişen Blazy, teknik ustalığı ve kumaş manipülasyonundaki dehasıyla "tasarımcıların saygı duyduğu tasarımcı" konumunda.

9. Pieter Mulier – La Cambre (Brüksel)

Alaïa evine Azzedine Alaïa’nın mirasından sonra yeni bir ruh getiren ve moda sahnelerine dönmesini sağlayan Pieter Mulier de bir La Cambre mezunudur. Uzun yıllar Raf Simons’un sağ kolu olarak çalışan Mulier, Belçika ekolünün o meşhur rasyonalizmini, en feminen ve heykelsi formlarla birleştirmeyi başarıyor. Mulier 2026 yılı başında Alaïa’dan ayrıldı.

10. Louise Trotter – Northumbria University (Newcastle)

Lacoste’un ardından Carven’ın başına geçerek markaya taze ve entelektüel bir soluk getiren Louise Trotter, Londra dışındaki İngiliz eğitim sisteminin ne kadar güçlü olduğunun kanıtı. Northumbria University mezunu olan Trotter, giyilebilirliği yüksek ama tasarım dozu kuvvetli parçalarıyla modern gardırobun mimarlarından biri kabul ediliyor ve şu sıralar Bottega Veneta’nın Kreatif Direktörlüğünü yapıyor.

Devamını Okuyun
Kariyer Kariyer

Olumsuz Geçen İş Görüşmeleri Aslında Başımıza Gelen En İyi Şey Olabilir

Kariyer denen çekici bir o kadar da sarsıcı tecrübede en zararlı düşünce "Herkesin mükemmel bir kariyeri var. Bir benim yok." düşüncesi. Buna engel olmanın yolu da gerçeklerin peşine düşmek. 

Kariyer Hep Toz Pembe Mi Olmalı?

"Louis Vuitton'da çalışmaya nasıl başladım?" başlıklı yazımdan sonra birçok olumlu mesaj, tebrik ve yorum aldım. Kariyer hikayemin ilham vermesi beni mutlu etti tabii, başarılarımla gururlanmak da...Fakat gurur ne kadar keyifli bir his olsa da, onun boyadığı toz pembe tablonun cazibesine kapılmamanın, mücadeleli tecrübeleri de paylaşmanın, şu anki pozisyonumda önemli olduğunu düşünüyorum. İşte bu yazım da böyle bir yazı.Kariyer denen çekici bir o kadar da sarsıcı tecrübede en zararlı düşünce "Herkesin mükemmel bir kariyeri var. Bir benim yok." düşüncesi. Buna engel olmanın yolu da gerçeklerin peşine düşmek. Tolstoy'un dediği gibi, mutluluk dış faktörlerle değil, bizim onları nasıl gördüğümüzle ilgilidir. İş arama sürecinde de mutluluğumuz ve motivasyonumuz, olayları nasıl yorumladığımızla çok alakalıdır.Birkaç sene önce, adını saklı tutacağım çok büyük bir lüks moda markası beni bir iş görüşmesine çağırdığında, çok heyecanlanmış ve gururlanmıştım. O dönemde Paris'de yaşıyordum fakat iş görüşmesi için İtalya'ya gitmem gerekecekti. Bir skype görüşmesi yaptıktan sonra markanın ana merkezinde buluşmak için sözleştik. Beni onlara öneren kişi oldukça üst düzey bir yöneticiydi, hem onun verdiği güven, hem de kendi geçmişimin verdiği rahatlıkla bu iş görüşmesine gittim.Paris'den yola çıktığımda kafamda onlarca soru vardı. Şimdi bir teklif alırsam ne olacak? Şehir değiştirmek istiyor muyum ki ben? Tekrar yeni ortam, yeni iş arkadaşları...değer mi ki? Malesef yolculuğun uzunluğu benim aleyhime olmuş, sorular iyice artmış, markanın ana merkezine geldiğimde "Benim burda ne işim var?" sorusuna kadar varmıştım.Bundan sonrası, geçen koca bir gün, üç tane uzun iş görüşmesi, her seferinde bende kalan ekşi tat ve şu his: "Beni bu kadar çağırdılar bir de üstüne beni anlamamakta direniyorlar". Ben o kapıdan çıkıp uçağa yetişmek için hızlı adımlarla çıkarken, aslında bu görüşmenin on yıldan sonra hayatımda olan en iyi "tatsız" olay olduğunu henüz farketmemiştim.Uçakta Paris'e dönerken ilk yarım saatim görüştüğüm kişileri, ortamı, yolculuktan gelmiş halimle beni bilmediğim bir şehirde öğle yemeğinde yalnız bırakmalarını suçlamakla geçti. O kadar yol katetmiş koca bir gün iş görüşmeleri yapmıştım. Bu kadar olurdu. Böyle bir şirketi ben istemiyordum zaten...vesaire...Derken zaman geçti. Eve döndüm. Oturdum. Düşündüm. O kadar özene bezene, beni tanıyanlar vasıtasıyla gittiğim bir iş görüşmesinin kötü geçmesi için ben ne yapmıştım? Sonuç ortadaydı. Ekşi tat hiçbir zaman tek taraflı olmazdı. Kendi görüşmemi kendim sabote etmiştim.

Kendi Kendini Sabote Etmek

"Self-sabotaging behavior", yani kişinin kendi kendini sabote eden davranışları, sıklıkla yaptığımız ama çoğunlukla farketmediğimiz birşey. Bu hem özel hayatımızda hem de profesyonel hayatımızda isteğimiz dışında gelişen, inançlarımız ya da gizli arzularımız ile şekillenen bir tepki, davranış ya da tepkisizlik olabilir. "Ya olursa ne yaparım?" korkusuyla gerçekleşmesine engel olduğumuz şeylerin listesi aslında uzundur, ama biz farkına varmayız.Ben farkettim.Ben ne şehir değiştirmek, ne de iş değiştirmek istiyordum. Kendimi harika bir teklif almış olarak görmek çok hoşuma gitmişti. "Transfer oldum, süper bir pozisyon hem de" diyebilirdim. Fakat aslında bu iş benim o anki isteklerim ve hedeflerimle zıt düşüyordu. Ne mi yaptım? Kendimi bir dolu olumsuz fikirle doldurup, kafamdaki soruların sayısını yüzle çarpıp, değişiklik yaparsam olacakları trajedi haline getirip o kapıdan girdim. Görüşmelerde en ukala tavrımı takındım. Sonuç olumlu olabilir miydi? Tabii ki hayır.Hayat, istediğimiz şeyleri elde edemeyeceğimize, istemediğimiz şeylerin de hep bizim başımıza geldiğine inanmakla geçiyor. Oysa ki, istemesek de karşımıza çıkan fırsatlara müteşekkir olmak, onlardan öğrenip zenginleşmek, bizi istediğimiz şeyleri elde etmeye bir adım daha yaklaştırabilir.

Fırsatlara Odaklanmak

Mesela ben, bu olaydan sonra anladım ki, aklımda tek bir şey vardı. Girişimci olmak. Ne olursa olsun, o riskleri alacak ve kendi işimi kuracaktım. Deneyecek, belki yanılacak, ama yine de bunu yapmadan rahat edemeyecektim. O zaman karar verdim ki, mücadeleli bir tecrübe yaşamadan, bazen kendimizi sabote edip o duvarlara çarpmadan, ne değişime girebiliyoruz, ne de bir bütün olabiliyoruz.Moda Kariyeri olarak yaptığımız son eğitim etkinliğinde iş arayan katılımcılardan gelen bir soru vardı: "İyi pozisyon ama küçük şirket mi? Kötü pozisyon ama büyük şirket mi?".Bu soruya cevabımı bir soru ile vermek isterim "Bu sorular da bir nevi sabotaj değil mi?".Önümüze çıkan fırsatları küçük, büyük, prestijli, prestijsiz, yararlı, yararsız diye sıfatlarla betimledikçe aslında muhtemel sonuca etki etmiş oluyoruz. Oysa ki fırsatlara odaklanıp, süreci kendimizi tanımak için kullanmalı ve bize verilmesini beklediğimiz şansları kendimiz yaratmak için tecrübe biriktirmeli ve sorgulamalıyız.Ve eğer bu soruları kendimize soruyor, o betimlemeleri yapıyorsak, oturup bir düşünmeli, belki dost veya koç yardımı almalı ve "Neden bunu yapıyorum?" diye kendimize sormalıyız. İşte o zaman olumsuz dediğimiz görüşmeler başımıza gelen en iyi şeyler olabilir. 

Devamını Okuyun
kariyer postu Asli Ozbek kariyer postu Asli Ozbek

"Hayalindeki kariyere nasıl sahip olursun?"

Başarılı olmak birçok değişkene bağlı,tutkunu gerçekleştirmek için ne kadar bedel ödemeye hazır olduğunla, sektörü ne kadar iyi anlayabildiğinle ve biraz şansla ilgili. Başvurun doğru zamanda doğru masanın üzerinde olmalı.

                                                                      Sacha Milazzo Mercier 

                                                    G&M Talent Management Kurucu Ortağı

Moda ve lüks sektöründe çalışan bir yetenek avcısı olarak bu soru bana her gün en çok sorulan soru. Hangi ülke ya da kültürden olursa olsun herkesin ortak sorusu bu: bu sektördeki sihirli kapıyı açan anahtar nedir?

Cevap çoğu zaman karamsarlık dolu. Çünkü bu çok zorlu bir süreç! Moda ve lüks sektörü çok sıradışı bir sektör. Dışarıdan çok çekici ( size bir fikir vermesi adına petrol sektörüyle kıyaslayın; çok daha çekici değil mi?)  ama diğer taraftan çok kapalı, kendine özgü kurallarla dolu. Bu soruya cevabım kendi kişisel vizyonumu da içeriyor. “Başarılı olmak birçok değişkene bağlı,tutkunu gerçekleştirmek için ne kadar bedel ödemeye hazır olduğunla(buna saatlerce araştırma ve çalışma dahil) , sektörü ne kadar iyi anlayabildiğinle ve biraz şansla ilgili. Başvurun doğru zamanda doğru masanın üzerinde olmalı.” Demek istediğim, fırsatları elde etme konusunda kesinlikle karamsar değilim, bunu başaran insanları tanıyacak kadar şanslıyım. Bu mücadeleye hazır olmayan ve sürekli aynı hataya düşen adaylarla her gün karşılaşıyorum. İş arayanların, özellikle sektörü değiştirmek isteyenlerin, işe alım süreciyle ilgili yeni yolları öğrenmeleri lazım. En iyi öğrenme şekli örneklere bakmaktır. Toplumu değiştiren insanlardan öğrenecek çok şeyimiz var; ama yeterince geniş açıdan bakmayı öğrenirsek bu insanların zorluklarla nasıl başa çıktığından ilham alabiliriz.

Bu yüzden lüks sektöründe sosyal medya ve dijital pazarlama konusunda uzmanlaşan Yiğit Turhan’ın olağandışı hikayesi bence çok güzel bir örnek. Yiğit’in hikayesi garip ya da komik görünebilir; ama bence tutku, kararlılık, kendinin farkında olmak ve isteklilik anlamında mükemmel bir karışım. 

O zamanlar, Yiğit hayallerinin peşinden gitmek için kendi ülkesindeki rahat işinden vazgeçen genç bir elektronik mühendisiydi. Bu karar sonrası Türkiye’den ayrılıp, Milano’ya Bocconi Universitesi’nde Uluslararası Pazarlama yüksek lisansı yapmaya gitti.

Yiğit’in hedefi çok netti: “ yaratıcı bir ortamda-tercihen lüks sektöründe- çalışmak ve uluslararası iş tecrübesi kazanmak”. Zorlu bir mücadeleydi. Daha önce de söylediğim gibi bu sektör biraz kapalı. Yiğit’in mühendislik geçmişi moda ve lüks firmaları için ilgi çekici değildi. Bunun dışında Türkiye, Avrupa Birliği’ne dahil olmadığı için Yiğit’in çalışma vizesine ihtiyacı vardı ve bu durumu daha da zorlaştırıyordu.

İlerleyen süreçte, Yiğit çalışmak istemediği FMCG(Hızlı Tüketim Ürünleri) sektöründeki firmalardan teklif; çalışmak istediği moda firmalarından red cevabı aldı. Bu kısır döngü içinde Yiğit harika bir kişisel özelliğini kullandı: direnç ve esneklik. Bu noktada Yiğit başarısızlıklarından bir ders çıkardı ve şunu anladı ki; hedefini gerçekleştirmek istiyorsa sağlam bir stratejisi olmalıydı. Doğru kitlesini bulmalı ve onlara nasıl bir değer katacağını anlatmalıydı. Buradan itibaren hikaye daha eğlenceli bir hal aldı. İlk adım basitti: ilgisini çeken küçük ölçekli firmaların listesini çıkarmak.

Spesifik bir sektörde kariyer sahibi olmak mı istiyorsunuz? Kitlenizi iyi seçin!

İş aramada ilk adım, sizin yeteneklerinize gerçekten ihtiyacı olan bir firma bulmak. Adayların yaptığı en büyük hata CV’lerini etrafa yaymak, standart bir başvuru formu ya da önyazı yollamak ve sonrasında X firmasının neden hala aramadığını anlamaya çalışmak! Eğer başarmak istiyorsanız, ödün vermemelisiniz. İlk olarak sizinle kimler ilgilenebilir onu araştırmalısınız, sizin için doğru pozisyona sahipler mi diye bakmalısınız.

Bu noktada Yiğit’in başka bir özelliğine dikkat çekmek istiyorum: farkındalık. Yiğit gücünün/yeteneklerinin farkındaydı. Güçlü/zayıf yönlerinin farkında olmak, bir firmaya katacağınız değeri anlamak için en temel değer. Bu bilgiyle kendinizin farkında olup, işi almak için doğru kitleye doğru mesajı gönderebilirsiniz.

Bir sonraki adım akıllıca olmalı. Firmalara nasıl katkı sağlayacağınızı anladıktan sonra, onların dikkatlerini çekmelisiniz. Yiğit’in örneğindeki gibi: hedefini İtalyan lüks firması Frankie Morello olarak belirledi, aldığı analitik eğitimi ve yeteneğini, araştırma yapmak için kullandı. Mağazalarını ziyaret etti, hatta mağaza müdürleriyle konuştu.Firmayı tanıdıktan sonra bu bilgisini firmada hangi pozisyonun kendisine uygun olduğunu bulmakta kullandı.İşte Yiğit bu noktada fark yarattı.

                                                                                                                                                                     Kaynak: http://quotepixel.com/

Firmaya size neden ihtiyaçları olduğunu anlatmak için doğru yolu bulmak zorundasınız.

Eğer bir perakende firmasına başvurmayı düşünüyorsanız, Yiğit’in stratejisini kullanın ve kendinizi firmaya değerli bir teklif olarak sunun. Sunum hazırlayın, çalışmalar yapın ve neyde iyiyseniz onu kullanın(excel, portfolyo,hatta video!); iş yapmayı bildiğinizi onlara gösterin.Eğer kitlenin ilgisini çekerseniz, işe alım sürecine avantajlı başlarsınız.

Şimdi, çok güzel bir başlangıç yaptınız,başvurunuz içeride ve bu yolculuk için biletiniz hazır. Görüşme bir sonraki adım, firmayla tanışmak için artık fırsatınız var. Bu adım çok daha karmaşık. Avantajlarınızı hatırlayın, sizinle ilgilendiler. Bu da demek oluyor ki sizinle ilgili beklentileri var. Görüşme aşaması, firma için değerli bir alım olacağınızı teyit etme zamanıdır. İyi geçmesi yine hazırlığınıza bağlı. Eğer hedefinizle ilgili sağlam bir stratejiniz varsa, görüşme için çoktan hazırsınız.Şimdi Yiğit’in örneğine devam edelim: firmaya özelliklerini yansıtmaya hazırdı. İşleyişe nasıl olumlu bir etki katacağına dair planıyla görüşmeye gitti. Farkını gösterip, işi almaya hazırdı. Hayalini kurduğunuz işe sahip olmak için stratejinin ne kadar önemli olduğunu görüyorsunuz.

Görüşmelerde en iyisini başarmaları için bir çok adayı hazırlıyorum ve onlara hep şunu söylüyorum: “Eğer müşterim senin onlarla çalıştığını hayal edebiliyorsa bu iş tamam! İş senin!”

Bu eşsiz kişilik ve yetenek karışımının yanı sıra, Yiğit’in takdir ettiğim bir başka yönüyse tüm bu serüven sırasında pozitif bakış açısını hep korumasıydı. Mücadeleyi kabul etti, hatalarından ders çıkardı ve tüm süreçle tutkulu bir yaklaşımla başa çıktı. Eğer hikayesini okursanız tüm bu süreci kendi de “Harika Serüven” olarak anlatıyor.

İşe alım sürecine bakış açınızı değiştirmek zorundasınız: firmaya başvuru yapmak sizin için yeteneğinizi gösterme fırsatı olmalı! Adayların çoğu tüm bu süreci acı dolu yaşıyor ve zaman kaybı olarak görüyor; bu yüzden de çoğu zaman başarısız oluyorlar.

Tutkuya sahip olmak demek, çalışmak ve araştırmak için zaman harcamak, sevdiğiniz şeyle ilgili derin bir bilgiye sahip olmak demektir. Farkındalığı kazandıktan sonra, yeteneğinizi, işe katkı sağlayacak fikir ve çözümler getirmek için kullanın. TUTKU ter ve gözyaşından; YETENEK pratik yapmaktan ve bilgiden oluşur. Bunların hiçbiri sır değil. Sevdiğiniz sektörde istediğiniz kariyere sahip olmak yaratıcılığın ötesinde kararlılık, çok çalışmaya gönüllü olmak ve Yiğit’inki gibi iyi bir plana sahip olmakla gerçekleşebilir.Eğer Yiğit’in profiline bakarsanız, bu muhteşem başlangıçtan sonra hangi büyük isimlerin onun için savaştığına tanık olabilirsiniz. İyi başlangıçlar!

Sacha Milazzo Mercier, lüks ve moda dünyası üzerine uzmanlaşmış bir yetenek avcısı ve kariyer koçu. Universita ‘ La Sapienza’da Psikoloji lisansını ve SDA Bocconi’de İnsan Kaynakları ve Organizasyon yüksek lisansını tamamladıktan sonra Sacha, kariyerine Louis Vuitton’da İnsan Kaynakları departmanında başladı. Daha sonra lüks sektöründeki bir işe alım firmasında müdürlük yaptı. Şu anda Londra merkezli G&M Talent Management firmasının kurucu ortağı ve Avrupa’nın çeşitli üniversitelerinde kariyer koçluğu yapıyor, kişisel marka yaratma workshopları düzenliyor. 

Sacha, Eylül ayında Moda Kariyeri'nin davetlisi olarak İstanbul'a geldi ve bizimle "Moda sektöründe kariyer planlamak" konulu bir söyleşi yaptı. 

 

Devamını Okuyun
kariyer, röportaj Asli Ozbek kariyer, röportaj Asli Ozbek

Modanın yazı hali ve Begüm Başoğlu

Moda ve sanatı yazıyla ve kitaplarla buluşturan, sade yaşamayı ve tutkularından vazgeçmemeyi hayat felsefesi yapmış biri Begüm Başoğlu. İstanbul Üniversitesi İtalyan Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olduktan sonra Milano Istituto Europeo di Design'da Moda Tarihi eğitimi alan Begüm çevirileriyle moda sektörüne kazandırdığı akademik yayınların dışında şimdilerde bir moda tarihi kitabı yazıyor.

Begüm Başoğlu Vitali Hakko Kreatif Endüstriler Kütüphanesi'nde 

Modayı ve sanatı yazıyla ve kitaplarla buluşturan, sade yaşamayı ve tutkularından vazgeçmemeyi hayat felsefesi yapmış biri Begüm Başoğlu. İstanbul Üniversitesi İtalyan Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olduktan sonra Milano Istituto Europeo di Design'da Moda Tarihi eğitimi alan Begüm çevirileriyle moda sektörüne kazandırdığı akademik yayınların dışında şimdilerde bir moda tarihi kitabı yazıyor.

Moda sektöründe çalışmak istediğini ilk ne zaman düşündün?

Modanın hayatımda bir yere sahip olacağını ilk lise yıllarımda hissetmiştim. Ancak hiçbir zaman tasarımcı olmak istemedim. Asıl amacım, modayı diğer tutkum olan yazıyla birleştirmek ve moda tarihi üzerine araştırma yapmaktı. Bu yüzden önce edebiyat okuyup, ardından da moda tarihi eğitimi aldım.

Okulda okuduğun alanla mesleğin ilgili mi? Değilse ortak noktaları neler?

Şu an bu alanda yaptığım işlerin temelini kitaplar, yazı ve moda tarihi oluşturuyor. Neye heyecan duyduğunu erken yaşlarda keşfetmiş şanslı insanlardan biri olduğumdan aldığım eğitimlerin hepsi bugün hala hayatımın orta yerinde duruyor.

Sence moda sektörü okuyarak mı çalışarak mı öğrenilir?

Yalnızca moda sektörü için değil tüm sektörler için eğitimin gerçekten fark yarattığına inanmakla birlikte, çalışarak tecrübe kazanmadan da pek bir anlam ifade etmediğini düşünüyorum. Ayrıca çalışarak neleri sevmediğinizi de daha kolay keşfedebilir ve yanlış yolda ilerlemekten kurtulabilirsiniz.

İlk işini bulman nasıl oldu? 

Sportswear International dergisinin  Milano’daki ofisinde staj yapmak için derginin genel yayın yönetmeni Klaus Hang’la irtibata geçmiştim. Kendisine bir aile dostumuz vasıtasıyla ulaştığımdan, bu imkanın torpil gibi gözükmemesi için daha fazla çalıştırıldığımı söyleyebilirim! Burada moda çekimlerinden makalelere birçok alanda tecrübe edindim ve beni her zaman yazı tarafının heyecanlandırdığından bir kez daha emin oldum.

Mesleğini birkaç kelimeyle anlatmanı istesek?

Birden fazla rolüm olduğu için sanırım önce onlardan bahsetmeliyim. Moda başta olmak üzere tüm yaratıcı endüstrilerde geniş bir koleksiyona sahip olan Vitali Hakko Kreatif Endüstriler Kütüphanesi’nin küratörlüğünü yapıyorum. Aynı zamanda Vakko Esmod’da moda tarihi dersleri veriyor, akademik moda yayınları çeviriyor ve blank-mag dergisinin editörlüğünü yapıyorum. Bir de şimdilerde bir moda tarihi kitabı üzerinde çalışıyorum. Yaptığım her işin ortak noktasında okuma ve öğrenmeye olan tutkum yatıyor.

Çalışmaya başladığın ilk yıllardan beri unutamadığın bir tavsiye var mı?

Vitali Hakko, başarının birilerine ulaşamıyorsa bir başarı olamayacağından bahsetmişti. Mümkün olduğu kadar bunu hatırlamaya çalışıyorum.


Bu sektörü bir masal ile anlatmak istesen bu masal ne olurdu?

Masallarla aram çok iyi olmadığı için öyle bir benzetme yapamayacağım ancak bu sektörün sizi heyecanlandıran tarafını bulduğunuzda gerçek anlamda mutlu edebildiğine inanıyorum. Kendi adıma, başımı yastığa koyduğumda birilerinin bu alanda daha fazla şey öğrenmesini, ilham alarak iyi bir şeyler yaratmasını sağladığımı bilmek, güzel bir his.

Moda tarihini özetlemek için üç isim seçmeni istesem bunlar kimler olurdu?

Moda tarihini özetlemek için üç isim seçmem gerekse kadınları korseden kurtararak özgürleştiren Paul Poiret, modern ve sade bakış açısıyla hazır giyimde taşları yerinden oynatan Coco Chanel ve moda tarihine getirdiği birçok ilkle Yves Saint Laurent olurdu. 

Ekibine yeni bir takım arkadaşı aradığında en çok önem verdiğin özellikler neler?

Yaptığım işler daha bireysel olduğundan bir ekibim de yok. Ancak olsaydı merak ve iş disiplini en önemli iki kıstasım olurdu.

Kuratör, yazar ve çevirmen olarak moda yayıncılığında Türkiye'de nelerin eksik olduğunu düşünüyorsun?

Moda yayıncılığında özgün olamama sıkıntısı yaşadığımızı düşünüyorum. Bunun başlıca sebebi ise donanımlı moda yazarlarına sahip olmayışımız. Tabii burada bahsettiğim dergicilikten ziyade kitap dünyası. 

Senin için kütüphanedeki en anlamlı yayın nedir?

Brooklyn’deki bir sahaftan bulduğumuz Diana Vreeland yazışmaları çok değerli benim için. Bir de çok önemsediğim imzalı edisyonlar var. Peter Beard, Giambattista Valli, Stephen Jones ve Carine Roitfeld gibi birçok ismin kütüphaneyi ziyaret ettiklerinde kendi kitaplarını imzalamış olmaları kütüphane için güzel bir değer. 

Moda sektöründe geleceğin meslekleri sence neler olacak?

Gittikçe daha bilinçli bir tüketici grubu söz konusu olduğu için sürdürülebilirlik alanındaki çalışmaların daha da değer kazanacağını düşünüyorum. 

 


Begüm Başoğlu'nun çevirisini yaptığı ve Literatür yayınlarından çıkan moda tasarımı serisine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. 

Vitali Hakko Kreatif Endüstriler kütüphanesi ile ilgili bilgi almak için resme tıklayın. Moda araştırmaları için bu kütüphane eşsiz bir değer sunuyor. 

Vitali Hakko Kreatif Endüstriler Kütüphanesi 

Devamını Okuyun
Kariyer Kariyer

Kariyer Planınızın Renkleri Ne?

Tek bir gelecek hedefimizin olmadığını, aslında içimizde birden fazla hayal, umut ve benlik taşıdığımızı düşündüğümden olsa gerek, renklerin ve çizimin gücüne inanıyorum.

Sözler mi resimler mi hislerimizi kolaylıkla anlatmamızı sağlar?Bazen birkaç resim dakikalarca konuşarak özetleyemeyeceğimiz fikirlere tercüman olabilir. Bir resme bakmak sadece düşünce gücümüzü değil hayal gücümüzü de aktive eder ve kavramları daha hızlı, daha net ve daha derinden yorumlayabiliriz.Bettina Graziani ve Pablo PicassoPatti Dobrowolski'nin dediği gibi sol beynimiz bizi rasyonel olmaya, tehlikelerden korunmaya çağırırken sağ beynimiz de hayalperest bir ruh, oyun parkına gitmek isteyen bir çocuk ya da uzak diyarlarda yolculuğa çıkmak isteyen bir maceraperest  gibidir. Sağ beynimizi aktive etmemiz de ancak yaratıcılığımızı özgürleştirmemizle mümkün.

Bir sene önce kendimle ilgili bir resim çizmem istendiğinde oldukça paniklemiştim. Ne çizecektim? Bu çok kolay görünen istek aslında çok zordu. Çünkü kendimi en çok anlatan renkleri, şekilleri düşünmem gerekliydi. Bir başak burcu olarak her yaptığım şeyin ardında bir anlam olmalıydı. Kalemleri alıp çizmeye başladığımda ise fikirlerin aktığını farkettim. Çıkan sonuç ilkokul resimlerimden farklı değildi ama benim için çok anlamlıydı. Bu çizimde geçmişimi, bugünü ve geleceğimi anlatmam istenmişti. O çizim benim için büyük farkındalıkların başlangıcı oldu dersem abartmış olmam. Şimdi evimde çerçevelenmiş olarak duruyor ve bana hep o anı hatırlatıyor.

Patti Dobrowolski'nin anlattığı "Hayallerinizi çizimle gerçeğe dönüştürmek" egzersizi kariyer planlarınızı anlamak için, geleceğinizde kendinizi nerede görmek istediğinizi belirlemek için ve de bunu her zaman hatırlamak için  eğlenceli ve etkili bir yöntem. Tek bir gelecek hedefimizin olmadığını, aslında içimizde birden fazla hayal, umut ve benlik taşıdığımızı düşündüğümden olsa gerek, renklerin ve çizimin gücüne inanıyorum. Çünkü bu çeşitliliği resmetmek ne kadar güzelse, dillendirmek de bir o kadar kafa karıştırıcı olabiliyor.

Oysa ki bir resimde olduğu gibi farklı tonlarda ama ahenk içinde olmamız mümkün.

Haftasonum verimli geçsin diyenler varsa, hadi kalemi kağıdı alın elinize ve çizin:

- Şu anki siz

- Olmayı umut ettiğiniz siz

Ardından da resminize iyice bakmayı, gözlerinizi kapatmayı, çizdiklerinize inanıp harekete geçmeyi unutmayın.

Devamını Okuyun
kariyer postu Asli Ozbek kariyer postu Asli Ozbek

Louis Vuitton'da çalışmaya nasıl başladım

Toplamda altı sene süren Louis Vuitton serüvenim farklı şehirler, görevler, heyecan verici projeler ve mükemmel arkadaşlıklar ile taçlandı. Peki ben bu işe nasıl girdim?

2006 yılında Louis Vuitton Milano flagship mağazasında mağaza müdür yardımcılarından biri oldum. 2009'da 29 yaşımda Padova şehrine mağaza müdürü olarak atanıp Louis Vuitton Avrupa'nın en genç mağaza müdürlerinden biri oldum. 2011'de Milano'daki Güney Avrupa merkez ofisine transfer olup satın almada çalıştım. Şimdi koşturmacayla geçen neredeyse on senenin ardından, modakariyeri.com için geriye bakıp ben bu işe nasıl girmiştim diye sorup, analiz edebiliyorum.

Cevabımı merak ediyorsanız, aşağıda. 

Nerede çalışıyor olduğumdan çok öğrendiklerime önem verdim

26 yaşındaydım. Bir süredir Milano'da yedi katlı La Rinascente mağazasının giriş katının bir üstündeki asma katta yönetici olarak çalışıyordum. Sabah 9'dan çoğunlukla akşam 9'a kadar süren mesaim ve iki haftada bir altı gün çalıştığım tempomun içinde, ben bir gün acaba iş değiştirebilecek miyim yoksa hayatım burada mı geçecek diye düşünmüyor değildim. Bir yandan da işimi çok seviyor ve stajımın başından beri çok şey öğreniyordum. La Rinascente bana ticari düşünceyi, kategori yönetimini ve organizasyon yapmayı öğreten yerdir. Yarısı yenilenmek için kapanmış olan katımda yirmi kişi çalışıyordu. Ondan önceki bölümüm erkek reyonunda ise kırk kişi. O yıllardaki tecrübelerimin yararını hala görüyorum. Ne kadar şaşırtıcı, Polimoda'da moda yönetimi master'ı yaparken otuz kişilik sınıfımda sadece üç kişi Rinascente'de staj yapmayı kabul etmişti. Biri bendim. 

Her sabah dersime çalıştım

İş hayatı başlayınca okul hayatı biter diye düşünürüz çoğunlukla ama iş hayatı da her gün öğrenmek demektir. La Rinascente'de her sabah mağaza müdürümüz en alt kattan başlayarak yedi katı dolaşırdı. Ben staj dönemimde ikinci kattaydım. O gelene kadar depoda kaç tane gömlek olduğunu, kravatların hangi renklerinde stoğun bittiğini ve önceki günün en iyi satan markasının ne olduğunu öğrenmem ve sorduğunda hazır olmam gerekirdi. Bu rakamları ezberleye ezberleye alıştım. Her sabah bugün acaba ne soracak korkusuyla beklerken diğer taraftan hep hazır olmam gerektiğini öğrenmiştim. Bu ders Louis Vuitton'da çok işime yaramış ve mağazada en büyük kategori olan deri ürünlerinin başına geçmemde, mağaza müdürü olmamda ve ardından satın alma yapmamda etkili olmuştu. İş görüşmesinde mağaza performansını nasıl değerlendirirsin diye sorduklarında cevaplarım tabii ki hazırdı. 

İş ilişkilerime çok önem verdim. Boş zamanlarımda sosyalleştim ve işimi stajın ilk gününden itibaren sahiplendim. 

Kariyerim boyunca hiç CV göndermek zorunda kalmadım. İlk işimi okulum Polimoda sayesinde buldum. İkincisinde de beni buldular. Biri beni headhunter'a önermişti. Bu kişi kimdi hala bilmiyorum ama buradan ona sevgiler. Burada şu konuya değinmek istiyorum. Her sabah kahve keyfimi ve öğle yemeğimi mağazanın en üst katındaki cafede yapardım. Mağazadan çıkıp yapmam da mümkündü ama benim amacım diğer çalışanlarla aynı yerde olup sohbet edebilmekti. Her sabah mağaza müdürü, diğer kat müdürleri, insan kaynakları, satış ekibi, yeni birini tanır onlardan birşeyler öğrenirdim. Staj yaparken sadece stajyerlerle yemeğe çıkanlar. İyi düşünün.  

Bir sabah bir telefon geldi. "Sizinle görüşmek istiyoruz. Bir lüks marka için eğitilmek üzere yönetici adayı arıyoruz. İlgilenir misiniz?" Bunlar kim, beni nereden buldular gibi sorular kafamda dolanırken "Tabii ki. İlgilenirim" dedim. İlk görüşmeyi yaptığımda headhunter markanın ne olduğunu henüz söylememişti. Görüşmeden birkaç gün sonra beni tekrar aradı ve beni şirkete önermeye karar verdiklerini söyledi. İşte o anda "Peki hangi marka ile görüşeceğim?" dedim. "Ha marka mı? Marka Louis Vuitton" dedi telefondaki kişi. Inanamamıştım. Tekrar ettim. "Louis Vuitton mu?" 

Her görüşmede görüşeceğim kişilere göre özel hazırlık yaptım. 

Peki şimdi beni ne bekliyordu? Birinci görüşmenin ardından tam dört görüşme daha bekliyordu. Toplamda üç aya yayılan tam dört görüşme. Her görüşmede bir amaç olduğunun farkındaydım. O amacı tahmin edip ona göre hazırlanmaya ve hikayemi kurgulamaya çalıştım. Bu kişiler ile ilgili bilgi topladığımı söylememe gerek yok herhalde... 

1.  Louis Vuitton İtalya insan kaynakları müdürü ile: Acaba şirkete uygun bir profil miydim?  (Evet öyle olduğuma inanıyordum. Ben Louis Vuitton'da neyi seviyordum ve Louis Vuitton bende neyi sevebilirdi. Dersimi iyi çalıştım.)

2. Louis Vuitton'un Milano'daki iki büyük mağazasının müdürleriyle: Acaba mağaza müdürü olma potansiyelim var mıydı? (Potansiyelim olduğuna emindim. Sadece bunu kanıtlamam lazımdı. İşimi neden sevdiğimi anlatmak için iyi hazırlandım.)

3. Louis Vuitton Italya CEO'su ile: Bu görevi almaya ve Paris'e gidip son görüşmeyi yapmaya hazır mıydım?  (Evet. Paris'e gitmem lazımdı. Zaten hayalim bir gün orada çalışmaktı. Daha hazır olamazdım. Bu göreve alınırsam bir yabancı olarak neler katabilirdim İtalya'ya,not ettim. ) 

4. Louis Vuitton Avrupa insan kaynakları müdürü ile: İşe alınırsam sadece İtalya için değil global olarak marka için yararlı bir eleman olur muydum? (Bir Türk öğrenci olarak İtalya'ya gelişimi ve işe başlama hikayemi ve aslında dünya vatandaşı olduğumu anlatmadan dönmemeliydim.)

 Yolculuğun varacağı yer yolculuğun kendisidir. Louis Vuitton davetinden bir hatıra. 

İş arama sürecinin kendisini bir tecrübe olarak gördüm ve pozitif düşünmeye her durumda devam ettim

Ard arda gelen görüşmelerin üçünü bir şekilde geçip sıcak bir Ağustos gününde Paris'e vardığımda ilk iş olarak Louis Vuitton Champs Elysee mağazasına gitmiştim. Görüşmeyi flagship mağazasını gezmeden yapmam düşünülemezdi.  İşe giremesem de bugünün bir hatırası kalsın demiştim kendime, ve en uygun fiyatlı ürünü almıştım...uzun ince bir eşarp.

Merkez ofise vardığımda kendimi yuvarlak bir masada iki kişi ile otururken buldum. Ardarda sorular ve panik içinde ben. O kadar heyecanlıydım ki...İngilizcem berbat, heyecanlandım, elime yüzüme bulaştırdım gibi düşüncelerle çıkmıştım görüşmeden.  Birkaç gün sonra beklediğim telefon geldiğinde şöyle dediler "Son görüşmede biraz heyecanlıydın ama heyecanlanmış olman önem verdiğini gösterir. Seni aramızda istiyoruz. Evraklarını hazırlayalım mı?". Telefonun öbür ucunda nasıl kızardığım ve zıplamaya başladığım gözünüzde canlandı mı? La Rinascente'den ayrılmak üzücüydü ama dünyanın bir numaralı lüks markasının ekibine katılmak da çok heyecan vericiydi. Hem onca emeğin ardından, o kontratı imzalamak istiyordum.  

26 yaşında, La Rinascente'de aksesuar departmanında müdür olan, on aylık oturma izni kalmış bir Türk kızını, Louis Vuitton süresiz kontratla mağaza müdürü olarak yetiştirmek üzere işe aldı. Louis Vuitton Italya'da çalışmaya başlayan ilk Türk olmuştum ve çok gururluydum. Benim ardımdan iki Türk iş arkadaşım daha oldu. Toplamda altı sene süren Louis Vuitton serüvenim farklı şehirler, görevler, heyecan verici projeler ve mükemmel arkadaşlıklar ile taçlandı. Louis Vuitton ile profesyonel ilişkim Lanvin Paris beni 2012 yılında iş değiştirmeye ikna edene kadar tutkuyla devam etti. Hala da uzaktan tutkuyla ve dostluklarımla devam ediyor.  

2007 senesinden bir resimle yazımı sonlandırıyorum. Louis Vuitton yolculuk demektir. Sizin de bavullarınızı güzel tecrübelerle doldurmanızı ve kariyerinizi yarattığınız yolculuğunuzda unutulmaz anılar biriktirmenizi diliyorum. 

Devamını Okuyun
kariyer postu Asli Ozbek kariyer postu Asli Ozbek

Bir moda markasında ilk stajımı nasıl buldum?

Gucci'nin Milano'daki merkez ofisinde Global Sosyal Medya Sorumlusu olarak çalışan Yiğit Turhan moda dünyasında ilk stajını bulmasını ve sıradışı iş başvurusunu anlatıyor. 

 “İmkansız. Bir Türk mühendisi moda sektöründe staj yapsın diye onu aramazlar. Neden bir danışmanlık firmasına girmiyorsun? Analitik kabiliyetin çok yüksek.”

İşte 2009 yılında arkadaşlarım bana bunu söyleyip durmuştu. Milano’da ilk yılımdı ve bu şehre Bocconi Üniversitesinde iki yıllık pazarlama masterı yapmak için taşınmıştım. Amacım yaratıcı bir ortamda çalışmaktı, mümkünse lüks sektöründe, ve tabii okuldan sonra İtalya’da iş tecrübesi kazanmak. Birçok iş ilanına başvurmuştum ama moda sektöründen gelen cevaplar yalnızca red cevaplarıydı. Bu amacıma ulaşmanın tahminimden daha zor olduğunu bana hissettirdi. Ayrıca Türkiye Avrupa birliğinde olmadığı için çalışma izni problemim vardı.

Birkaç başarısız denemeden sonra, Milano’nun ünlü çok katlı mağazası Rinascente beni stajyer olarak kabul etti. Stajım Ocak ayında başlayacaktı ve bu arada yarı zamanlı satış danışmanı olarak çalışabilecektim. İlk ders: Hiçbir şeye kesin gözüyle bakmayın. Kim düşünebilirdi hazır giyim katı yerine noel döneminde oyuncak departmanında çalışacağımı?

Ailem okula gitmek yerine bir mağazada satış elemanı olarak çalıştığımı öğrendiğinde, ya derslere gitmemi ya da Türkiye’ye dönüp mühendislik yapmamı söyledi. O zamanlar ekonomik özgürlüğüm olmadığı için onların kurallarına uymam gerekliydi fakat yine de bu iki pozisyondan birini kabul etmeye niyetim yoktu. Tam zamanlı çalışan yabancı öğrencilerin bütün derslere devam zorunluluğu olmadığını öğrenmiştim. Gün içinde sekiz saat çalıştıktan sonra akşam derslere yetişmek hiç kolay değildi fakat bunu göğüslemeye hazırdım.

Fakat bir staj bulmam gerekliydi. Peki nasıl?

1. İlgi alanınıza giren küçük şirketlerin isimlerini listeleyin:

Büyük isimler telefonlarıma cevap vermiyorlardı ben de beğendiğim küçük firmaların listesini yapmaya başladım. Küçük bir şirkette çalışmanın birkaç pozisyonda birden çalışmamı sağlayacağını ve karşıma daha fazla fırsat çıkaracağını düşünmüştüm. Daha az hiyerarşi ve daha özgür bir yapı olacaktı ve bu şekilde pazarlama denemelerim için daha fazla fırsatım olabilirdi. Bütçeler büyük şirketlere göre daha küçük olacaktı fakat bu da pazarlık yapma becerimi geliştirebilirdi. Sonunda içinde beş şirket ismi yer alan bir liste yaptım.

2. Bir markayı seçin ve araştırma yapın:

Ben listemdeki beş markadan Frankie Morello’yu seçtim. Eğlenceli bir hazır giyim ve aksesuar koleksiyonu olan bir markaydı. Bu marka Harvey Nichols İstanbul’da satıldığı için daha önceden tanıyordum. Öncelikle marka hikayesi, ekip, ürünler ve strateji hakkında araştırma yaptım. Müşteri olarak Milano Corso Matteotti’deki mağazalarını ziyaret ettim ve mağaza müdürüne sorular sordum. “Daha çok turistler mi alışveriş yapıyor İtalyanlar mı?”, “Mağaza içinde özel davetler yapıyor musunuz?” “Ne sıklıkla vitrin değiştiriyorsunuz?”.

Ardından websitelerindeki herşeyi çalıştım. Üç günlük maratondan sonra artık marka hakkında çok şey öğrenmiştim. Şimdi tüm bunlarla ne yapacaktım?

3. Şirket içinde en iyi hangi bölüme uyarsınız belirleyin: 

Ben moda tasarımı okumadım. Offline halka ilişkiler ilgimi çekmedi. Merchandising ne demek pek bilmiyordum ve kendimi satışta göremiyordum. Events departmanı ilginç olur diye düşündüm fakat analitik çalışmayı özleyebilirdim. Güçlü noktalarım nelerdi? Elektirik ve Elektronik mühendisliğinden mezundum, HTML kodlama öğrenmiştim. Öncesinde Koç lisesinde okudum ve İngilizce yaratıcı yazı dersleri aldım. Ayrıca Spice Girls’den Ginger spice’a adadığım bir kişisel web sitem vardı (Bunu yazmamalı mıydım? önyargılı olmayın o yıllar 90’lardı). Edindiğim bilgilere göre Dolce&Gabbana bloggerları defilelere çağırmaya başlamıştı ve sosyal medyayı marka iletişiminde etkin birşekilde kullanıyordu.  Frankie Morello henüz sosyal medyada yoktu. İşte bu nedenle karar verdim. Olmayan bir pozisyona başvuracaktım.  

4. Kendinizi rakiplerinize göre farklılaştırın: 

Önceki denemelerim şunu göstermişti: kariyer siteleri üzerinden ya da A4 cv göndererek başvuru yapmak sonuç getirmiyordu. Rakiplerim, yani Bocconi’deki diğer yabancı öğrenciler, staj bulmak için ilk yıl boyunca CV gönderiyorlardı. Evet bazen çaresizlik yaratıcılığınızı tetikleyebilir. Kaybedecek birşeyim yoktu ve amacıma ulaşmakta kararlıydım.

Bir akşam bilgisayarımın önüne oturdum ve Frankie Morello’nun websitesinde yer alan ve iki tasarımcının nasıl tanıştığını ve köpeklerine neden Frankie Morello ismini taktıklarını gösteren karikatürü tekrar okudum. Hikaye ikisinin bir dişi köpek bulup “Bu kimin köpeği?” demeleriyle sonlanıyordu. Muhtemelen ikinci bölüm yakında yayınlanacaktı ama sabrım yoktu. Kendi versiyonumu yazmaya karar verdim: dişi köpek staj arayan “mükemmel stajyer”e aitti. 30 günlük bedava photoshop deneme programı yükledim ve mükemmel stajyerin kim olduğunu anlatan bir sunum hazırladım. Aynı gece saat sabah dört civarlarında hazırladığım slideları facebook’da yarattığım grupta paylaşmaya karar verdim: “Stajyer: Yiğit Turhan Frankie Morello’da stajyer olmayı hak ediyor”. Yaklaşık yüz arkadaşımı sayfayı beğenmeye davet ettim ve uyumaya gittim.

5. Fırsat kapıyı çalınca ne söyleyecekseniz, önceden hazırlayın:

Akademik ve profesyonel geçmişimi farklı bir şekilde anlatan bu komik sayfaları hazırlamakla meşgulken beni ararlarsa ne diyeceğim sorusuna da cevap arıyordum. Frankie Morello için birçok fikrim vardı, mağaza vitrinlerinden, ürün paketlerine ve online pazarlamaya kadar. Ertesi gün sadece sabah dersim vardı. Öğlen yemeğini atlayıp kütüphanede fikirlerimi yazmaya başladım. Her biri ile ilgili KPI’ları ve stratejilerin nasıl birbiriyle bağlandığını yazdım. Beni ararlarsa hazırdım.  

6. Unutmayın her strateji her şirkete uymaz:

Bu hikayeyi öğrencilerle paylaştığımda hep aynı soruyla karşılaşıyorum “Bunu her marka için yapabilir miyim?”. Bu sorunun tam bir cevabı olmamakla beraber büyük ve daha hiyerarşik bir şirkette böyle bir yönteme başvurmazdım.  Frankie Morello DNA’sında ironi ve alay olan eğlenceli bir markaydı. Hazırladığım proje onların vizyonuna uygundu fakat rakipleri ile örtüşmeyebilirdi. Çalışmak istediğiniz markanın ilgisini çekebilmenin tek yolu onlara bu pozisyon için çok uygun olduğunuzu ve markalarıyla ilgili tutkulu olduğunuzu göstermektir. Bir başka iş görüşmesinden önce görüşeceğim markanın hikayesini anlatan 300 sayfalık bir kitap okuduğumu hatırlıyorum. Uykusuz kalmıştım ama görüşmeye sadece iki gün vardı. İşe yaradı mı? Evet kesinlikle. Araştırma yapmanız önem verdiğinizi gösterir.

7. Geçmişinizi hiçbir zaman küçük görmeyin:

Arkadaşlarım mühendislik geçmişimin moda sektöründe iş ararken bir dezavantaj olacağını söylemişti ama sonunda böyle olmadı. Frankie Morello’da fazlasıyla HTML kodlaması yaptım ve bu mühendislik geçmişimle yaratıcılığımı birleştirmemi sağlamanın dışında kendime bir fırsat yaratmamı sağladı.  

 8. Tutkunuzun peşinden gidin:

Sıradan görünebilir ama alabileceğiniz en iyi tavsiye budur. Tutkulu olduğunuz bir şeyi yaparken kendinizi ona adamanızın dışında iş arkadaşlarınıza da ilham olursunuz. Frankie Morello üç gün sonra beni aradı ve konuşmamız şu şekilde gelişti:  

"Alo, Yigit Turhan?Bu sabah Facebook’da projenizi gördük ve çok heyecanlandık. Teşekkürler. Biraz deli olduğunuzu düşünmüş olabiliriz ama sorun değil. Haftaya Çarşamba merkezimizde görüşmek istiyoruz.”

9. Görüşmeye giderken yanınızda Nutellotta götürmeyin:

Kaybedeceğim birşey olmadığından ve zaten deli olduğum düşünüldüğünden, Napoli’de öğrendiğim içinde Nutella ve krema olan birkaç katlı Nutellotta kekini pişirmeye karar verdim. Tasarımcılardan biri Napoli’dendi ve Milano’da yaşayan bir Türk öğrencinin yaptığı bu keki memnuniyetle karşılayacağını düşünmüştüm. Koridora geldiklerinde aramızda geçen konuşmayı hiç unutmayacağım:

“Selam, proje için teşekkürler. Çok ilgi..hey o ne?”

"Bu sabah pişirdiğim Nutellotta. Markanız için birçok fikirle geldim ve iş görüşmesi sırasında keki yiyip tartışabileceğimizi düşündüm” Bu sırada onlara çizimlerle dolu kalın defterimi gösteriyordum.

"Dinle. Bu bir iş görüşmesi değil. Markamıza karşı çok tutkulusun ve seni burda istiyoruz. Fakat, sen mühendissin sana ne yaptırabiliriz burda henüz anlayamadık.”

Bu sorunun geleceğini biliyordum ve cevabım çoktan hazırdı. Ertesi gün ufak odamda sosyal medya kanallarından ve dijital halka ilişkilerden sorumlu olarak çalışmaya başladım.  

Peki ya siz bir işe girmek için hiç sıradışı birşey yaptınız mı? 

Yiğit aynı zamanda bir yazar. Okuyanus'dan çıkan ilk kitabı Kadük'ü tanımak ve satın almak için tıklayın. 

http://www.okuyanus.com.tr/kitap/kaduk/

 

Devamını Okuyun
Moda Okulları Moda Okulları

Moda Okulumu Nasıl Seçtim?

Bir okul sizi değiştirmelidir.  Bu değişim kariyerinizi tasarlarken sizi bir adım öteye götürmelidir. 

 

[su_spacer]Moda sektörüne giriş yaptığım dönemi anlattığım ilk yazımdan sonra sıra 2004 senesinde master için gideceğim okula karar verme sürecime geldi.Birçok kişinin yaptığı gibi ben de önce internetten araştırma yaptım. Ardından arkadaşlarıma moda okuyan tanıdıkları var mı diye sordum. 2004 yılında Türkiye'de moda okumak çok konuşulan bir konu değildi. İtalya'da okumak istiyordum ve moda yönetimi konusunda iki okul benim için öne çıkmıştı: Bocconi ve Polimoda. İlk iş olarak ikisine de başvurdum.

“Tasarım karar almak değilse nedir? ” Henry Petroski

Ardından uçağa atlayıp okuyacağım okulları yerinde görmek ve havayı koklamak istedim. Önce Milano'ya ardından da Floransa'ya gittim. İki okulu da gezip öğrenciymişim gibi hissetmeye çalıştım. Kendime şu soruları sordum:

  1. Hangi okulun atmosferi, ders içeriği ve öğrenci profili beni geliştirir, değiştirir ve yapmak istediğim işe başlamam için gerçek bir değer yaratır?
  2. Hangi okulda eğlenirim (okul aynı zamanda eğlenceli de olmalı, o günler geri gelmiyor)

Bir okul sadece ders içeriği ile değil aynı zamanda bulunduğu şehir, öğrenci seçimi ve öğretim metodolojisi ile de değerlendirilmelidir. Hiçbir öğrenci tek başına öğrenmez, öğrenemez. Eğitim bir grubun beraber değer yaratması ile mümkündür, bu nedenle sizi besleyeceğine inandığınız atmosferi bulmadan araştırmanızı sonlandırmayın.Bir okul ayrıca sizi değiştirmelidir. Bu değişim kariyerinizi tasarlarken sizi bir adım ileri götürmelidir.Ben Polimoda'da okumaya karar verdim. Neden mi? Öncelikle SDA Bocconi Moda yönetimi bölümünün ders içeriği MBA ders içeriğine çok yakındı ve ben zaten İşletme okuduğum için bunun doğru seçim olmadığını düşündüm. Polimoda'nın  kapısından girdiğim andan itibaren kendimi o ortamla bütünleşmiş hissettim. Koridorları podyum, sınıfları atölye olmuş bir okuldu Polimoda. Ben tam da buna hasrettim. Ayrıca Polimoda hem daha kısa sürüyor hem de zorunlu staj yaptırıyordu. Floransa'da tekstil ve moda sektörüyle işbirliği içinde olduğu için daha çok fırsat sunabileceğini düşünmüştüm. Bu durumun iş hayatına geçişte bana destek olacağını öngördüm, ve gerçekten de oldu.Ekim 2004'de Polimoda'da "Master in fashion marketing and merchandising" bölümüne girdim ve Mayıs 2004'de mezun oldum. Mezun olmamız için gereken stajı bulmakta okul bize destek olmuştu. Toplamda üç görüşmenin ardından iki staj teklifi geldi. Bir tanesi görsel düzenleme üzerineydi diğeri de mağaza yönetimi üzerine La Rinascente Milano'daydı. İki şirket de Vakko ismini tanıdıkları için şanslıydım, tecrübemi değerlendirmek istemişlerdi.Okul seçiminin çok önemli olduğunu kariyerim ilerledikçe farkettim. Hiçbir zaman sektöre yabancı kalmadım, staj ardından hemen iş buldum ve okul arkadaşlarımın büyük kısmı çok iyi yerlere geldiler. Yıllar içinde birbirimize destek olacağımız bir network oluşturduk. 2014 Ekim'inde, 11 sene sonra Polimoda'ya misafir hoca olarak gittiğimde  o günlere döndüm, tecrübemi paylaşmak çok keyifliydi.Sizin seçiminiz de tamamen kişisel olacaktır. Okul seçiminizi "Şu sirket en çok bunun mezunlarını işe alıyor" diyerek yapmayın, bunu göz önüne alın ama kararınızı buna bağlamayın.Bu yazının amacı bir okulu öne çıkarmak değil daha çok kişisel tercihimi etkileyen kriterleri paylaşmaktı. Siz de kriterlerinizi belirleyin.Özetle tavsiyelerim şunlar:

  1. Okul seçimini sadece ders içeriğine bakarak yapmayın. Öğretmen kadrosunun sektöre yakınlığı, eski ve yeni öğrenci profili ve girdikleri işler ayrıca bulunduğu şehir ve şehrin moda ile ilişkisi çok önemli.
  2. Hemen okula başlamak zorunda değilsiniz, tecrübe ile başlamak her zaman daha iyidir. Doğru okul ve doğru zaman olması önemli.
  3. Master eğitimi meslek seçimi ile doğrudan ilgilidir. Sizi sektöre sadece hazırlamakla kalmayacak aynı zamanda yolunuzu yapmanıza yardım edecek okulu bulun. Bu eski öğrenciler vasıtasıyla da olabilir (Mezun birlikleri var mı mutlaka kontrol edin)
  4. Okula kaydolmadan önce gidip gezin ve çekinmeden öğrencilerden birini durdurup "Okuldan memnun musun?" diye sorun. Bunu yapamazsanız Linkedin'de ya da tanıdıklarınız aracılığıyla referans bulmaktan kesinlikle çekinmeyin.
  5. İş bulmak için mezun olmayı beklemeyin. Sektöre hazırlanıyorsanız, okulla birlikte hazırlığınız başlamış demektir. CV göndermeye hemen başlayın, okuldaki sektör temsilcilerine kendinizi tanıtın. Aklınız hala karışıksa zamanınızı herkesle sohbet edip bilgi edinerek geçirin. Sosyalleşin.
  6. Yurtdışında iseniz, ben burda iş bulamam nasıl olsa diyerek kendi kendinize cesaretinizi kırmayın. Savaşın.
  7. Eğlenin!

Sorularınız veya yorumlarınız için asli@modakariyeri.com adresine email atabilirsiniz.

Devamını Okuyun