Kültür, Sanat ve Moda Aslı Özbek Kültür, Sanat ve Moda Aslı Özbek

Dünyanın Farklı Şehirlerinden Gezilmesi Gereken 10 Moda Müzesi

Moda müzeciliği, genel müzecilik tarihine kıyasla oldukça yeni bir alan olsa da bugün milyonlarca ziyaretçiyi ağırlayan dev bir kültür endüstrisine dönüştü. Müzelerde modanın yerini incelerken iki temel kavramı ayırmak gerekir: "Kostüm"(dönem tanığı giysiler) ve "Moda" (tasarım ve popüler kültür temsilcisi).

1930'larda temelleri atılan ve 1990'larda zirveye ulaşan bu süreçte, bazı müzeler modanın "hafızası" haline geldi. İşte dünya çapında bir moda severin mutlaka ziyaret etmesi gereken 10 ana müze ve 2 sürpriz durak:

1. The Metropolitan Museum of Art (The Met) – New York

Moda müzeciliğinin "Kutsal Kasesi". Baş küratör Andrew Bolton liderliğinde hazırlanan sergiler ve her yıl düzenlenen Met Gala, modayı sanatın merkezine taşıyor. 2011'deki Alexander McQueen sergisinin kırdığı 660.000 kişilik ziyaretçi rekoru hala hafızalarda.

2. Victoria and Albert Museum (V&A) – Londra

500 yıllık moda arşivine sahip olan V&A, dünyanın en kapsamlı koleksiyonlarından biridir. 17. yüzyıl korselerinden Vivienne Westwood’un punk tasarımlarına kadar uzanan geniş bir yelpazeye sahip. 2025'te açılan V&A East Storehouse ile arşivlerini halka tamamen açarak bir devrim yarattı.

3. Palais Galliera – Paris

Paris'in moda başkenti olduğunun kanıtı. 18. yüzyıldan günümüze Fransız modasının kalbi burada atıyor. Chanel’in desteğiyle açılan kalıcı bölümleriyle "Haute Couture" mirasını en saf haliyle sunuyor.

4. Kyoto Costume Institute (KCI) – Kyoto

Doğu'nun modaya teknik ve anatomik bakışını temsil eder. Giysinin vücutla olan mühendislik ilişkisini inceleyen KCI, Batılı tasarımcıların en çok ilham aldığı teknik arşivlerden biridir.

5. MoMu (ModeMuseum) – Antwerp

Belçika ekolünün, özellikle de "Antwerp Altılısı"nın evi. MoMu, sadece bitmiş tasarımları değil; tasarımcıların yaratım süreçlerini ve teknik dehalarını da sergileyen "yaşayan" bir müzedir.

6. Museum at FIT (MFIT) – New York

Valerie Steele önderliğinde modanın sosyolojik ve felsefi tarafına odaklanır. "Akademik moda"nın merkezi olan müze, tematik ve düşündürücü sergileriyle ünlüdür.

7. FIDM Museum – Los Angeles

Moda ile Hollywood arasındaki o ışıltılı bağın adresi. Özellikle sinema tarihine damga vuran Oscar ödüllü kostüm koleksiyonlarıyla moda ve film endüstrisini birleştirir.

8. Fashion and Textile Museum – Londra

Zandra Rhodes tarafından kurulan bu müze, tekstil tasarımı, desen ve baskı teknikleri üzerine odaklanır. Kumaşın dilini anlamak isteyen tasarımcılar için eşsiz bir niş kaynaktır.

9. Museo del Traje – Madrid

İspanyol moda mirasının ve yüksek terziliğin koruyucusu. Cristobal Balenciaga’nın teknik dehasını ve terzilik sanatının (couture) inceliklerini en iyi analiz eden kurumdur.

10. Musée des Arts Décoratifs (MAD) – Paris

Louvre Sarayı’nın bir kanadında yer alır ve moda ile dekoratif sanatları (mobilya, grafik, sanat) iç içe sunar. Christian Dior gibi dev retrospektif sergilerin Paris’teki ana durağıdır.

Ek Bilgi: Keşfedilmesi Gereken Yeni Duraklar

Listenin "olmazsa olmaz" devlerine ek olarak, vizyonunu genişletmek isteyenler için iki özel tavsiyemiz var:

  • Simone Handbag Museum (Seul): Çantanın 500 yıllık tarihine adanmış dünyadaki tek müze. Çanta şeklindeki binasıyla Seul’ün tasarım ruhunu yansıtıyor.

  • SCAD FASH (Atlanta): Üniversite bünyesinde olmasına rağmen MET ile yarışan sergiler açan, moda ve dijital anlatıcılığı (film) odağına alan en modern merkezlerden biri.

Moda Müzesi Olmak

Dünyanın önde gelen 10 moda müzesini sizin için özetlemek istedim. Bu müzelerin kuruluşlarının ortak noktası ya bağışçılar tarafından hediye edilen koleksiyonlar, ya da arkalarındaki akademik yapılar. Bu müzeler giysilerin moda tarihine tanıklık ettiğine ve onlar aracılığıyla toplumu, yaşam biçimlerini, ekonomik ve sosyal gelişmeleri anlamlandırabileceğimize inanan kurumlar. Burada çalışan akademisyen ve küratörler giysileri hem birer obje olarak yorumlar, hem de o objeyi içinde bulunduğu dönemin ışığında anlamlandırır. Bu da bizi modanın tarihsel önemi olan bir olgu olduğu fikrine bir kez daha inandırır.

Türkiye

Türkiye'de de moda müzeleri görebilme umudumuzu koruyoruz. Bu konuda bir örnek, moda müzesi olarak anılması mümkün olmasa da, Sadberk Hanım Müzesi. Sadberk Hanım Müzesi Türkiye'nin ilk özel müzesi ve Vehbi Koç'un eşi Sadberk Hanım'ın kişisel koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. Bu koleksiyonun içinde giysi, işleme, porselen ve takılar var. Ayrıca Söke'de bir Osmanlı Kıyafetleri Müzesi olduğunu biliyor muydunuz? Emel Aksoy'un kişisel koleksiyonundan oluşan müzeyi gezmek için Söke'nin Doğanbey Köyü'ne gitmelisiniz.Daha fazla koleksiyonun müzeye dönüşmesi ve ülkemizde kostüm tarihi ve kültürünün oluşmasına katkı sağlaması dileğiyle işte dünyanın farklı yerlerinden seçtiğim 10 moda müzesi... Gidince bize de haber vermeyi unutmayın. 

Kaynaklar: 

Devamını Okuyun
moda eğitimi Guest User moda eğitimi Guest User

Londra'da Moda Okumak: London College of Fashion

İngiltere'nin en önemli moda okullarından olan London College of Fashion'ı mezunlarından Eda Binark tarafından daha yakından tanımaya ne dersiniz?

London College of Fashion-Lcf-, İngiltere'de Central Saint Martins ve Royal College of Art'la birlikte ülke içindeki en söz sahibi moda bölümlerine sahip okullardan.  2008 yılında Foundation okumakla başladığım London College of Fashion'da, daha sonra sırayla Fashion Design& Development lisans programı, Fashion Management Graduate Diploma programı ve son olarak da Strategic Fashion Management yüksek lisans programını tamamladım. Lcf ve moda okumakla ilgili kendi deneyimlerimi aşağıdaki gibi özetleyebilirim.

 

Kampüs

Lcf, Londranın tam merkezinde 5 farklı yere konumlanmış bir üniversitedir. Lcf’te kampüs hayatı beklemeyin, okul şehrin 5 farklı yerine konumlanmış binalardan oluşmaktadır, okulun yurtları da şehrin 7 farklı noktasına dağılmış şekilde; yani Amerikan üniversitelerinde olduğu gibi hayatınızı okulun kampüsü içinde geçirmiyorsunuz. Londra’da çok eğlenceli ve büyük bir şehir olduğu için okuldaki herkes ders bitince kendi hayatına dönüyor. 

Foundation öğrencileri başka bir binada, tasarım öğrencileri başka, business ve kozmetik öğrencileri için 2 ayrı bina ve son olarak da medya ve gazetecilik öğrencileri içinse ayrı bir bina bulunmakta.

 

London College of Fashion, diğer 5 okul ile birlikte University of the Arts London’ın parçası. University of the Arts London’a dahil olan diğer okullar ise Central Saint Martins, London College of Communication, Wimbledon College of Art&Design, Camberwell College of Art & Design ve Chelsea College of Art& Design. Bu okulların hepsi birbiriyle kardeş okul gibi yönetiliyor. Tek bir kimlik kartıyla hepsinin kampüsü ve kütüphanesinden faydalanabiliyorsunuz. 

                                                Lcf Oxford Street Kampüsü Terası

İngiliz Eğitim Sistemi

-İngiltere’de üniversiteler 3 sömestr, Eylül- Aralık kış dönemi; Ocak-Mart bahar dönemi; Nisan-Temmuz yaz dönemi. Her dönem farklı dersler alıp, dönem sonunda her dersle ilgili geçmek için proje yapmanız şart. London College of Fashion’da sınav sistemi yoktur. Her bölüm/ders bir çok farklı proje odaklıdır- projelerinizle dersleri geçersiniz.

-İngiltere’de üniversiteler 3 senelik ama çoğu okul 3 seneye girmeden önce bir Foundation yani bir çeşit hazırlık yılı okumanızı istiyorlar. London College of Fashion için ise tüm lisans bölümlerine kabul almadan önce Foundation Diploma in Art& Design adlı bölümü iyi bir not ortalamasıyla bitirmek şart. 

-Foundation denilen sene 1 senelik bir çeşit tasarıma giriş, sanata giriş gibi temel resim ve sanat eğitimi aldığınız bir sene. Türkiye ve yurtdışındaki üniversitelerin Güzel Sanatlar Fakültelerinde 1. sınıfta aldığınız dersleri, İngiltere’de Foundation’da alıyorsunuz. Bu seneyi başarılı bir şekilde bitirmeniz Lcf’te bir lisans programında yerinizin garanti olduğu anlamına gelmiyor. Okulda okurken yeniden bir portfolyo hazırlayıp, referanslarınızı toplayıp istediğiniz bölüme başvurmanız gerekiyor.

Foundation biraz lise sistemi gibidir, haftanın 5 günü sabah 9’da başlamak üzere akşam 4:30’a kadar derslere girer, haftasonu da tatil yaparsınız.Foundation çok rekabetli bir sene, herkes bir lisans programına girmeye çalışıp bir nevi birbirinin rakibi olduğu için yakın dostluklar beklemeyin; bol rekabet, kıskançlık dolu stresli bir sene.

Tüm Lcf deneyimim de söyleyebilirim ki resim ve çizim yeteneğinin en önemli olduğu ve ön plana çıktığı yıl Foundation’dı. 

İngiliz eğitim sistemi öğrencinin kendi araştırıp, deneyip yanılarak öğrenmesini hedefler yani tüm bilgileri ders sırasında hoca tarafından öğreneceğinizi sanmayın. 

Lcf’te okurken ister business, ister tasarım sınıf arkadaşlarımın hepsi açık görüşlü, araştırmayı ve sanat/modayı takip eden insanlardı. Her hangi bir sanat galerisine gitme fikri hepsine keyif verirken, kitap okuma, müze gezme gibi eylemler gündelik hayatlarının bir parçasıydılar. Lcf özellikle moda dışında da ne okuyorsanız okuyun sanat, mimari gibi alanlarda kendinizi geliştirmenize çok önem verir. Foundation öğrencisiyken her hafta şehirdeki bir sergi/galeri/ müze gezmemiz ve gezdikten sonra sergi hakkındaki fikirlerimizi Reflective Journal diye bir deftere yazmamız zorunluydu. Bu defterler her ay toplanır tutor diye adlandırılan hocalarımız tarafından kontrol edilirdi. 

Okulda Hayat

 

Lcf'de öğrenci olacaksanız öncelikle topluluk önünde rahatça konuşabilmeniz gerekiyor. Yaptıklarınız, fikirleriniz ve düşüncelerinizi topluluk içinde anlatmaktan çekinmemeniz lazım  çünkü sürekli sayısı 20 ile 150 kişi arası değişen grupların önüne çıkıp sıklıkla sunum yapmanız gerekiyor. Foundation yılında bir hocamın söylediği gibi " Eğer fikirlerin/ isin hakkında rahat konusamıyorsanız branş değiştirin. Modada utangaç insanlara yer yok"

 

Eleştirileri kişisel olarak algılamamanız çok önemli. Özellikle tasarım okurken hepimiz  ağır bir şekilde tüm sınıfın önünde hocalarımız tarafından eleştirildik. Bu yaptıkların rezalet, çöp diyip atan hocanın tepkisine ağlamamanız gerektiğini, kendinizi geliştirmeniz gerektiğini zaman içinde öğreniyorsunuz. 

 

Lcf derse devamlılık konusunda çok katıdır. Devam oranınız yüzde 80’inaltına düşerse evinize kağıt gönderiyorlar, 3. kağıtta vizeniz iptal olup, okuldan atılıyorsunuz. Derslerin hepsinde yoklama var ve yoklamalar öğrenciler birbirinin adına imza atmasın diye yazılı değil hoca tarafından sesli yapılıyor. Hocalar tüm öğrencileri tanıyor. 

Hocalar aslında yardımseverler. Eğer siz derslere eksiksiz katılan, ödevleri yapan, soru soran, derse katılımcı bir öğrenciyseniz size boş zamanlarında fikir vermek, yardım etmekten mutluluk duyarlar ama katılımınız düşük, istenilen görevleri yapmayan biriyseniz hocaya atıcağınız bir soru e-postasında ‘Eğer bunu merak ediyorsan, o derse katılsaydın, senin sorunun’ adlı bir cevapla karşılaşmanız olası. 

 Lcf’te hocalara ismiyle sesleniyorsunuz. Sizden yaşça büyük rektöre bile Mr veya Professor derseniz size garip garip bakarlar. 

Her derste mutlaka en az 3 öğrenci sunum yapar.

Lcf’te gerçekten de dünyanın dört bir yanından insan var. Master sınıfımda Çinli, Rus, Amerikalı, Fransız, Senegalli, Yunanlı, Hintli gibi dünyanın dört bir yanından insanlar vardı. 

Lcf’te bir projeden geçer not alamazsanız Referral diye adlandırılan yani o projeyi tekrardan yapmanız gereken bir uyarı alıyorsunuz. Size yaklaşık 1.5-2 ay sunuluyor yeniden yapmanız için; eğer 2. tesliminizde yine geçer not alamazsanız, o seneyi tekrarlamak durumundasınız veya Master öğrencisiyseniz mezun olamayıp, tekrardan tüm Master derslerini vermek zorunda kalıyorsunuz

 Lcf’te nerdeyse her hafta bir konuk konuşmacı geliyor. Jimmy Choo’dan, editörlere, üst düzey satın almacılara ve moda fotoğrafcılarına  kadar tüm öğrencilerin bu konuşmalara katılması tavsiye ediliyor. 

 

Lcf bir moda okulu olduğu için modanın her alanıyla ilgili bir lisans/ yüksek lisans bölümü mevcut.  Ben lisansta Fashion Design&Development okudum. Daha çok hazır giyim sektörüne yönelik moda tasarım ama sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir hazır giyim markalarıyla ilgili bir çok proje de yapıldı. Yaratıcılık ile ilgili derslerin yanı sıra oldukça teknik dersler de alıyorsunuz: Kalıp çıkarma, dikiş, drapaj, farklı makinaları kullanma, ütü bol bol karşınıza çıkanlardan. 

 

      Tasarım Okumak

-Tasarım okuyacaksanız sketchbook’a alışsanız iyi ederseniz. Yaklaşık 4 yıl boyunca sayısız kere sketchbook hazırlayacak ve her gün bu kelimeyi duyacaksınız. 

Tasarım okumanın ekstradan bir çok maliyeti oluyor. Sketchbooklar, kumaşlar, resim malzemeleri - özellikle de final koleksiyonunuzu hazırlarken kumaşa verdiğiniz paraya şaşırabilirsiniz.

Lcf’te bir çok bölüme bağlı olarak bir çok farklı tipten öğrenci var. Modaya tutku duyup dikiş dikmekten keyif alan ama tasarıma, yeni şeyler üretmek konusu benlik değil diyenler Lisans Bespoke Tailoring bölümüne yönlenirken, Çizim yapmak istiyorum ama dikiş dikmek istemiyorum diyenler ise Fashion İllustration bölümüne yönlendiriliyor.

Türkiye’de sanılanın aksine, London College of Fashion Moda Tasarımı okurken çizimin çok da önemli olmadığını düşünür. Lcf’e göre bir tasarımcının harika resim yapmasının, çok güzel portre çizmesinin bir anlamı yok. Hem modaya ilgi duyan hem de harika çizim yapanları ise zaten Fashion İllustration adlı bölüme yönlendirir. Lcf bir tasarımcının çizim yapmasının sadece fikirlerini kağıda geçirebilmek açısından önem taşıdığı düşünür. Lcf e göre önemli olan çizimin ne kadar güzel olup olmadığı değil, kişinin ne kadar yaratıcı olduğudur ve bir şeyden ilham alıp ona farklı şeyler katıp fikirleri geliştirip geliştiremediğidir. 

Tasarım okurken bol bol “design critic” adlı derse girersiniz. Bir masada sınıf arkadaşlarınız ve hocalarınızın oturduğu bir yerde herkes tek tek kendi projesini, ilham kaynaklarını ve çizimlerini gösterir. Saçmalamaktan korkmayın ama eleştiriye de açık olun. 

Moda Yönetimi/ Moda Pazarlaması Okumak

Yüksek lisansa girmeden önce iş deneyimim yeteri kadar uzun olmadığından ve lisansta tasarım okuduğumdan bir sene Graduate Diploma in Fashion Management- GD- diye yüksek lisansa hazırlayan bir sene okudum.  GD sınıfımda, arkadaşlarımın hepsi lisansta tasarım, hukuk, mühendislik gibi branşlar okumuş ama moda sektörünün business kısmında çalışmak isteyen insanlardı. Graduate Diploma size marketing nedir, moda endüstrisi nedirden başlayarak modanın business kısmına giriş kısmını yogun bir programla bir senede veriyor. 

Graduate Diplomadan sonra yüksek lisans daha farklı bir sistemle işliyor ve süresi daha uzun. Graduate Diplomada Visual Merchandisingden, Marketing’e kadar daha genel ama daha basit seviyede bir eğitim alıyorsunuz. Masterlar ise daha konusunda uzman ve daha detaycı gelişmiş bir eğitim veriyor. Örnek vermem gerekirse GD marketingin tanımını yapmaktan başlatırken, yüksek lisans ise  bazı teorileri ve temel bilgileri bildiğinizi varsayarak yenilerine odaklanıyor. 

Moda yönetimi/pazarlama okurken, hoca size önümüzdeki derste konunun ne olacağını söyler, okunması gereken case study’i, cevaplanacak önemli soruları e-posta atar, kitaplarda okumanız gereken bölümleri belirtip, bir sonraki derste kimlerin o konuyla ilgili sunum yapacağını söyler. Derse istenilenleri yapmadan gelirseniz konuyu anlamanız çok zor olacaktır. 

Moda tasarımı okurken bitirmek için bir koleksiyon hazırlamanız gerekiyor. Graduate Diploma'da bir yarı tez yazıyorsunuz, yüksek lisans da ise ister pratik odaklı bir tez istersenizse teorik odaklı bir tez yazmanız gerekiyor. Graduate Diploma'da benim tez konum duyulara dayalı marketingdi- özellikle de perakendede koku duyusuna odaklanmıştım. Yüksek Lisans tezimde ise hazır giyim markaları ve Youtube arasındaki ilişkiyi araştırmıştım. 

Benim Lcf deneyimlerim kısaca böyleyken, hazır üniversite tercih döneminde University of the Arts London'ın son sınıf öğrencilerine sorarak çektiği " Üniversiteye yeniden başlayacak olsanız kendinize ne önerisi verirsiniz?" videosunu aşağıda sizlere ekliyoruz.

 

 

Devamını Okuyun
Kültür, Sanat ve Moda Eda Binark Kültür, Sanat ve Moda Eda Binark

Modanın kalbinin attığı müze: Victoria & Albert Müzesi

Londra'da  dünyanın en önemli moda müzelerinden olan Victoria& Albert müzesini daha yakından tanımaya ve geçmişten bugüne unutulmaz moda sergilerine göz atmaya ne dersiniz? 

Londra'da bulunan Victoria & Albert Müzesi (V&A), yolu Londra'ya düşen herkesin British Museum'dan sonra adını en sık duyduğu, moda ve tasarım dünyasının ise "Kutsal Kasesi" kabul edilen bir yerdir. Mimari, Rönesans ve Asya sanatlarının yanı sıra, dünyanın en kapsamlı moda arşivine ev sahipliği yapar.

Kısa Bir Tarihçe: South Kensington'dan Kraliyet İsmine

1857 yılında kurulan müze, ilk açıldığında bulunduğu semtten dolayı "South Kensington Müzesi" olarak adlandırılıyordu. 1899'da Kraliçe Victoria ve eşi Prens Albert'in sanata olan tutkularına ithafen ismi Victoria & Albert Müzesi olarak değiştirildi. Bugün müze, sadece bir sergi alanı değil; tasarımcıların ilham aldığı, dev markaların iş birliği yaptığı ve modanın tüm süreçlerinin dökümante edildiği yaşayan bir merkezdir.

Kalıcı Koleksiyon: Kostüm ve Moda

Müzenin her daim ücretsiz gezilebilen "Kostüm ve Moda" bölümü, modanın 500 yıllık evrimini gözler önüne serer. 17. yüzyılın ihtişamlı korselerinden Vivienne Westwood’un punk devrimine, John Galliano’nun dramatik tasarımlarından çağdaş moda teknolojilerine kadar uzanan 75.000’den fazla parça bu koleksiyonun bir parçasıdır.

V&A Arşivinden: Belleklere Kazınan Eski Sergiler

V&A tarihinde öyle sergiler var ki, etkisi hala moda dünyasında konuşulmaya devam ediyor. İşte müzenin geçmişine damga vuran o efsanevi kürasyonlar:

  • Undressed: A Brief History of Underwear (2016-2017): İç giyimin cinsiyetler arası ayrımının tarih boyunca nasıl evrildiğini inceleyen bu sergi; Agent Provacateur ve La Perla gibi markaların tasarım süreçlerini korselerin tarihiyle birleştirmişti.

  • Horst: Photographer of Style (2014): Ünlü moda fotoğrafçısı Horst P. Horst'un retrospektifi, 30'lu ve 40'lı yılların Vogue ve Harper’s Bazaar ikonografisini sanatseverlerle buluşturmuştu.

  • The Glamour of Italian Fashion (2014): İtalyan modasının 2. Dünya Savaşı sonrasından günümüze gelişimini; Bulgari'den Armani'ye, işçilik ve kalite odağında ele alan eşsiz bir olanaktı.

  • Grace Kelly: Image of a Movie Star (2010): Monaco Prensesi’nin kişisel stilini, ikonik Kelly Bag’inden günlük eldivenlerine kadar bağışlanmış parçalarla inceleyen unutulmaz bir seçkiydi.

Güncel ve Rekor Kıran Yeni Nesil Sergiler

Müze, son yıllarda biletleri aylar öncesinden tükenen dev prodüksiyonlarla çıtayı daha da yukarı taşıdı:

  • Christian Dior: Designer of Dreams (2019): Müze tarihinin en çok ziyaret edilen sergisi olarak Dior’un 1947 "New Look" devriminden günümüze vizyonunu sundu.

  • Gabrielle Chanel: Fashion Manifesto (2023-2024): Chanel’in modern kadını yaratan stil kodlarını inceleyen devasa bir kürasyondu.

  • Naomi: In Fashion (2024-2025): İlk kez bir süpermodelin (Naomi Campbell) kariyeri bu kadar kapsamlı bir sergiyle bir müzede onurlandırıldı.

V&A Sadece Bir Müze Değil, Bir Eğitim Platformu

V&A’in moda dünyasına desteği sergilerle sınırlı değil. Müze, özellikle genç yetenekler için bir okul görevi görüyor. Her sene düzenlenen V&A Moda Festivali, sektör profesyonellerini (satın almacılar, tasarımcılar ve gazeteciler) 16-24 yaş arası gençlerle buluşturarak staj ve eğitim imkanları yaratıyor.

Ziyaretçiler İçin İpucu (2026)

Londra'ya yolunuz düşerse, kalıcı koleksiyonlar hala ücretsiz. Ancak büyük moda sergileri için mutlaka 2-3 ay öncesinden online bilet almanız gerekiyor. Müze üyeliği (Membership) ise, tüm sergilere sınırsız ve bilet sırası beklemeden giriş hakkı tanıdığı için modaseverlerin en karlı yatırımı olmaya devam ediyor.

Devamını Okuyun