Moda Okulları Aslında Ne Öğretiyor? (ve neden gitmeye değer?)
Moda sektörüne girmek isteyenlerin sık sık sorduğu sorulardan biri : Moda okulları ne öğretir? Avantajları nelerdir? Kendi markasını kurmuş bir tasarım mezunu anlatıyor...
Eğer bu yazıya tıkladıysanız aşağıdakilerden biri olduğunuzu varsayıyoruz ;
- liseyi bitiriyorsunuz
- yeni bir kariyer yolu çiziyorsunuz
- okuduğunuz bölümden o kadar da memnun değilsiniz
- hepsinden bağımsız olarak sadece *moda okumak* ne demek onu anlamaya çalışıyorsunuz
« Gerçekten de moda okumaya gerek var mı? » sorusu duymaya en çok alışık olduğumuz sorular listesinin başında geliyor. Bu nedenle sorunuza biraz ışık tutmaya çalışacağız.
Whitehouse Design Institute mezunu Bonnie Hill ile biraz konuşma fırsatımız oldu. Kendisi, Instagram’da paylaştığı keskin hatlı ve oldukça usta ellerden çıkma tasarımları ile dikkatimizi çekmeyi başardı. Ve bizimle bir moda okuluna gitmesinin neden iyi bir karar olduğunu paylaştı. (ipucu: sadece McQueen tarzı dikiş yeteneklerinden bahsetmiyordu)
Dikiş, tasarım, yönetim ve bunların kapsadığı herşey
Çoğu moda okulu size iğne iplik tutmaktan çok daha fazlasını öğretecek. Tabiki tasarım, kalıp çıkarma, dikiş ve dokuma tekniklerinde uzmanlaşacaksınız ancak bu yeteneklerin ötesinde bir gelişim elde etmeyi beklemelisiniz.
Sizin için doğru olan dersi seçmek, Bonnie gibi tasarım fakültesi mezunu olmanızı sağlayabilir. Bu mezuniyet size sadece kıyafet tasarlamaktan öteye götürereki çok daha geniş bir alanda çalışma imkanı sunar. Üniversiteyi web sitesi geliştirme, tasarım, styling ve hata filmografi konusunda yetenekler geliştirmiş olarak bitirmenizi sağlar. Bonnie’nin de söylediği gibi bu öğrenme fırsatları hem kişisel hayatınız hem kariyeriniz için paha biçilemez olabilir.
« Sürekli yeni şeyler öğrenmek, kendinizi geliştirmenize yardımcı oluyor. Bu da, sadece moda tasarımcısı olarak çalışmaktan farklı olarak kariyer yolunuzda bir çok kapı açıyor. » diyor Bonnie.
Kendi tarzınızı keşfedecek, bir imza yaratacaksınız
Kendi markanızı mı kurmayı düşünüyorsunuz? Hala kendi tarzınızı oluşturamadıysanız, yarattığınız koleksiyonlardaki parçaların bir outlet mağazasının rafındaki ürünler kadar birbirinden alakasız olma riski var demektir. Çoğu moda okulu öğrencilerini estetik anlayışlarını rafine etmek ve bunu tasarımlarına yansıtmak konusunda cesaretlendirir. Bonnie’ye göre, bir tasarımcı olarak kişisel estetik anlayışınızı geliştirmenizi ve gerçek hayata geçirmenizi sağlayan bir tez hazırlamak önemli ve gerekli. Yani akıcı ve tutarlı bir stil sahibi olmak başarılı bir marka kurmanın en önemli unsurlarındandır dediğimizde bize güvenin.
Bir talimat doğrultusunda çalışmayı öğreneceksiniz
Moda sektöründe çalışmak sık sık kreatif tarafınızı piyasa trendleri, hedef müşteri kitlesi veya son teslim tarihlerine göre ayarlamanızı veya törpülemenizi gerektirir. Tasarım okurken gerçek hayatta ihtiyacınız olan yetenekleri öğrenecek ve pratikte kullanacaksınız. Belirli bir teslim tarihine göre çalışmayı, eleştirilmeyi ve kreatif bakış açınızı spesifik bir talimata göre uyarlamayı öğreneceksiniz.
« Her sene o yılın trendleriyle ilgili brif aldığımız bir tasarım dersimiz vardı. » « Başkası tarafından belirlenmiş spesifik renkler ve tekniklerle, o senenin trendlerine uygun bir şeyler yaratmak için kendi tasarım anlayışımızı uyarlamamız gerekiyor. Aynı gerçek hayatta karşılaşacağımız gibi bir durum. » diyor Bonnie.
Marka kurmayı öğreneceksiniz
Yaratıcı ve yenilikçi bir tasarımcı olmak her zaman iyidir ama koleksiyonunuzu halka tanıtmanın ve satmanın inceliklerini bilmeden sektöre adım atmanızın hiçbir anlamı yok. Üretim ve tedarik zinciri, personel yönetimi, vergiler, depo organizasyonu… söz konusu bir marka sahibi olmaksa, tüm bunların işleyişinden haberdar olmanız gerekiyor.
« Bazı moda okulları, öğrencilerine mezun olur olmaz iş kurmalarını sağlayacak birikimi sağlıyor. Endüstriye girdiğinizde ilk olarak ne yapmanız gerektiğini ve bir sonraki adımınız için neleri hesaba katmak zorunda olduğunuzu öğretiyorlar. »
Bir mağaza açmayı düşünmüyorsanız bile ileride başvuracağınız pozisyon için bu öğrendiklerinize ihtiyacınız olacağı kesin. Moda okulları hem küçük hem büyük ölçekli işletmelerin işleyişlerini anlamaya ve anlatmaya çok önem veriyor, böylece siz de mezun olduğunuzda her büyüklükte şirkette iş bulmak için hazırlıklı olun.
Önünüzde pek çok kapı açılacak
Moda okumanın en büyük avantajlarından biri de normalde edinmekte zorlanacağınız bağlantıları önünüze sunuyor olması. Okul hayatınız boyunca sizinle benzer şeylere ilgi duyan, yaratıcı insanlarla çevrili olacak, öğretim üyeleri, konuşmacılar ve sektörde çalışan profesyoneller ile tanışacaksınız. Ayrıca sektördeki fırsatlardan haberdar olmanız ve bu kendinize bir şans yaratmanız çok daha olası bir hale gelecek. « National Graduate Showcase gibi büyük ölçekteki yarışmalara katılmak gibi bir avantajınız var. Bu sayede kendinizi gösterme şansı yakalıyorsunuz ve iyi şirketlerde staj bulma olanağınız artıyor. Öğretmenleriniz sorularınız olduğunda size yardımcı olmak ve sizin için farklı fırsatlar yaratmak konusunda istekli oluyor. Moda Haftası boyunca sahne arkasında çalışma fırsatınız bile oluyor. » diyor kendi deneyimlerini hatırlayan Bonnie.
Bu yazı bir çeviridir. Orijinalini okumak için tıklayınız.
Bonnie Hill ‘in çalışmalarını görmek için tıklayınız.
White House Institute of Design programları ile ilgili bilgi almak için tıklayınız.
Londra'da Moda Okumak: London College of Fashion
İngiltere'nin en önemli moda okullarından olan London College of Fashion'ı mezunlarından Eda Binark tarafından daha yakından tanımaya ne dersiniz?
London College of Fashion-Lcf-, İngiltere'de Central Saint Martins ve Royal College of Art'la birlikte ülke içindeki en söz sahibi moda bölümlerine sahip okullardan. 2008 yılında Foundation okumakla başladığım London College of Fashion'da, daha sonra sırayla Fashion Design& Development lisans programı, Fashion Management Graduate Diploma programı ve son olarak da Strategic Fashion Management yüksek lisans programını tamamladım. Lcf ve moda okumakla ilgili kendi deneyimlerimi aşağıdaki gibi özetleyebilirim.
Kampüs
Lcf, Londranın tam merkezinde 5 farklı yere konumlanmış bir üniversitedir. Lcf’te kampüs hayatı beklemeyin, okul şehrin 5 farklı yerine konumlanmış binalardan oluşmaktadır, okulun yurtları da şehrin 7 farklı noktasına dağılmış şekilde; yani Amerikan üniversitelerinde olduğu gibi hayatınızı okulun kampüsü içinde geçirmiyorsunuz. Londra’da çok eğlenceli ve büyük bir şehir olduğu için okuldaki herkes ders bitince kendi hayatına dönüyor.
Foundation öğrencileri başka bir binada, tasarım öğrencileri başka, business ve kozmetik öğrencileri için 2 ayrı bina ve son olarak da medya ve gazetecilik öğrencileri içinse ayrı bir bina bulunmakta.
London College of Fashion, diğer 5 okul ile birlikte University of the Arts London’ın parçası. University of the Arts London’a dahil olan diğer okullar ise Central Saint Martins, London College of Communication, Wimbledon College of Art&Design, Camberwell College of Art & Design ve Chelsea College of Art& Design. Bu okulların hepsi birbiriyle kardeş okul gibi yönetiliyor. Tek bir kimlik kartıyla hepsinin kampüsü ve kütüphanesinden faydalanabiliyorsunuz.
Lcf Oxford Street Kampüsü Terası
İngiliz Eğitim Sistemi
-İngiltere’de üniversiteler 3 sömestr, Eylül- Aralık kış dönemi; Ocak-Mart bahar dönemi; Nisan-Temmuz yaz dönemi. Her dönem farklı dersler alıp, dönem sonunda her dersle ilgili geçmek için proje yapmanız şart. London College of Fashion’da sınav sistemi yoktur. Her bölüm/ders bir çok farklı proje odaklıdır- projelerinizle dersleri geçersiniz.
-İngiltere’de üniversiteler 3 senelik ama çoğu okul 3 seneye girmeden önce bir Foundation yani bir çeşit hazırlık yılı okumanızı istiyorlar. London College of Fashion için ise tüm lisans bölümlerine kabul almadan önce Foundation Diploma in Art& Design adlı bölümü iyi bir not ortalamasıyla bitirmek şart.
-Foundation denilen sene 1 senelik bir çeşit tasarıma giriş, sanata giriş gibi temel resim ve sanat eğitimi aldığınız bir sene. Türkiye ve yurtdışındaki üniversitelerin Güzel Sanatlar Fakültelerinde 1. sınıfta aldığınız dersleri, İngiltere’de Foundation’da alıyorsunuz. Bu seneyi başarılı bir şekilde bitirmeniz Lcf’te bir lisans programında yerinizin garanti olduğu anlamına gelmiyor. Okulda okurken yeniden bir portfolyo hazırlayıp, referanslarınızı toplayıp istediğiniz bölüme başvurmanız gerekiyor.
Foundation biraz lise sistemi gibidir, haftanın 5 günü sabah 9’da başlamak üzere akşam 4:30’a kadar derslere girer, haftasonu da tatil yaparsınız.Foundation çok rekabetli bir sene, herkes bir lisans programına girmeye çalışıp bir nevi birbirinin rakibi olduğu için yakın dostluklar beklemeyin; bol rekabet, kıskançlık dolu stresli bir sene.
Tüm Lcf deneyimim de söyleyebilirim ki resim ve çizim yeteneğinin en önemli olduğu ve ön plana çıktığı yıl Foundation’dı.
İngiliz eğitim sistemi öğrencinin kendi araştırıp, deneyip yanılarak öğrenmesini hedefler yani tüm bilgileri ders sırasında hoca tarafından öğreneceğinizi sanmayın.
Lcf’te okurken ister business, ister tasarım sınıf arkadaşlarımın hepsi açık görüşlü, araştırmayı ve sanat/modayı takip eden insanlardı. Her hangi bir sanat galerisine gitme fikri hepsine keyif verirken, kitap okuma, müze gezme gibi eylemler gündelik hayatlarının bir parçasıydılar. Lcf özellikle moda dışında da ne okuyorsanız okuyun sanat, mimari gibi alanlarda kendinizi geliştirmenize çok önem verir. Foundation öğrencisiyken her hafta şehirdeki bir sergi/galeri/ müze gezmemiz ve gezdikten sonra sergi hakkındaki fikirlerimizi Reflective Journal diye bir deftere yazmamız zorunluydu. Bu defterler her ay toplanır tutor diye adlandırılan hocalarımız tarafından kontrol edilirdi.
Okulda Hayat
Lcf'de öğrenci olacaksanız öncelikle topluluk önünde rahatça konuşabilmeniz gerekiyor. Yaptıklarınız, fikirleriniz ve düşüncelerinizi topluluk içinde anlatmaktan çekinmemeniz lazım çünkü sürekli sayısı 20 ile 150 kişi arası değişen grupların önüne çıkıp sıklıkla sunum yapmanız gerekiyor. Foundation yılında bir hocamın söylediği gibi " Eğer fikirlerin/ isin hakkında rahat konusamıyorsanız branş değiştirin. Modada utangaç insanlara yer yok"
Eleştirileri kişisel olarak algılamamanız çok önemli. Özellikle tasarım okurken hepimiz ağır bir şekilde tüm sınıfın önünde hocalarımız tarafından eleştirildik. Bu yaptıkların rezalet, çöp diyip atan hocanın tepkisine ağlamamanız gerektiğini, kendinizi geliştirmeniz gerektiğini zaman içinde öğreniyorsunuz.
Lcf derse devamlılık konusunda çok katıdır. Devam oranınız yüzde 80’inaltına düşerse evinize kağıt gönderiyorlar, 3. kağıtta vizeniz iptal olup, okuldan atılıyorsunuz. Derslerin hepsinde yoklama var ve yoklamalar öğrenciler birbirinin adına imza atmasın diye yazılı değil hoca tarafından sesli yapılıyor. Hocalar tüm öğrencileri tanıyor.
Hocalar aslında yardımseverler. Eğer siz derslere eksiksiz katılan, ödevleri yapan, soru soran, derse katılımcı bir öğrenciyseniz size boş zamanlarında fikir vermek, yardım etmekten mutluluk duyarlar ama katılımınız düşük, istenilen görevleri yapmayan biriyseniz hocaya atıcağınız bir soru e-postasında ‘Eğer bunu merak ediyorsan, o derse katılsaydın, senin sorunun’ adlı bir cevapla karşılaşmanız olası.
Lcf’te hocalara ismiyle sesleniyorsunuz. Sizden yaşça büyük rektöre bile Mr veya Professor derseniz size garip garip bakarlar.
Her derste mutlaka en az 3 öğrenci sunum yapar.
Lcf’te gerçekten de dünyanın dört bir yanından insan var. Master sınıfımda Çinli, Rus, Amerikalı, Fransız, Senegalli, Yunanlı, Hintli gibi dünyanın dört bir yanından insanlar vardı.
Lcf’te bir projeden geçer not alamazsanız Referral diye adlandırılan yani o projeyi tekrardan yapmanız gereken bir uyarı alıyorsunuz. Size yaklaşık 1.5-2 ay sunuluyor yeniden yapmanız için; eğer 2. tesliminizde yine geçer not alamazsanız, o seneyi tekrarlamak durumundasınız veya Master öğrencisiyseniz mezun olamayıp, tekrardan tüm Master derslerini vermek zorunda kalıyorsunuz
Lcf’te nerdeyse her hafta bir konuk konuşmacı geliyor. Jimmy Choo’dan, editörlere, üst düzey satın almacılara ve moda fotoğrafcılarına kadar tüm öğrencilerin bu konuşmalara katılması tavsiye ediliyor.
Lcf bir moda okulu olduğu için modanın her alanıyla ilgili bir lisans/ yüksek lisans bölümü mevcut. Ben lisansta Fashion Design&Development okudum. Daha çok hazır giyim sektörüne yönelik moda tasarım ama sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir hazır giyim markalarıyla ilgili bir çok proje de yapıldı. Yaratıcılık ile ilgili derslerin yanı sıra oldukça teknik dersler de alıyorsunuz: Kalıp çıkarma, dikiş, drapaj, farklı makinaları kullanma, ütü bol bol karşınıza çıkanlardan.
Tasarım Okumak
-Tasarım okuyacaksanız sketchbook’a alışsanız iyi ederseniz. Yaklaşık 4 yıl boyunca sayısız kere sketchbook hazırlayacak ve her gün bu kelimeyi duyacaksınız.
Tasarım okumanın ekstradan bir çok maliyeti oluyor. Sketchbooklar, kumaşlar, resim malzemeleri - özellikle de final koleksiyonunuzu hazırlarken kumaşa verdiğiniz paraya şaşırabilirsiniz.
Lcf’te bir çok bölüme bağlı olarak bir çok farklı tipten öğrenci var. Modaya tutku duyup dikiş dikmekten keyif alan ama tasarıma, yeni şeyler üretmek konusu benlik değil diyenler Lisans Bespoke Tailoring bölümüne yönlenirken, Çizim yapmak istiyorum ama dikiş dikmek istemiyorum diyenler ise Fashion İllustration bölümüne yönlendiriliyor.
Türkiye’de sanılanın aksine, London College of Fashion Moda Tasarımı okurken çizimin çok da önemli olmadığını düşünür. Lcf’e göre bir tasarımcının harika resim yapmasının, çok güzel portre çizmesinin bir anlamı yok. Hem modaya ilgi duyan hem de harika çizim yapanları ise zaten Fashion İllustration adlı bölüme yönlendirir. Lcf bir tasarımcının çizim yapmasının sadece fikirlerini kağıda geçirebilmek açısından önem taşıdığı düşünür. Lcf e göre önemli olan çizimin ne kadar güzel olup olmadığı değil, kişinin ne kadar yaratıcı olduğudur ve bir şeyden ilham alıp ona farklı şeyler katıp fikirleri geliştirip geliştiremediğidir.
Tasarım okurken bol bol “design critic” adlı derse girersiniz. Bir masada sınıf arkadaşlarınız ve hocalarınızın oturduğu bir yerde herkes tek tek kendi projesini, ilham kaynaklarını ve çizimlerini gösterir. Saçmalamaktan korkmayın ama eleştiriye de açık olun.
Moda Yönetimi/ Moda Pazarlaması Okumak
Yüksek lisansa girmeden önce iş deneyimim yeteri kadar uzun olmadığından ve lisansta tasarım okuduğumdan bir sene Graduate Diploma in Fashion Management- GD- diye yüksek lisansa hazırlayan bir sene okudum. GD sınıfımda, arkadaşlarımın hepsi lisansta tasarım, hukuk, mühendislik gibi branşlar okumuş ama moda sektörünün business kısmında çalışmak isteyen insanlardı. Graduate Diploma size marketing nedir, moda endüstrisi nedirden başlayarak modanın business kısmına giriş kısmını yogun bir programla bir senede veriyor.
Graduate Diplomadan sonra yüksek lisans daha farklı bir sistemle işliyor ve süresi daha uzun. Graduate Diplomada Visual Merchandisingden, Marketing’e kadar daha genel ama daha basit seviyede bir eğitim alıyorsunuz. Masterlar ise daha konusunda uzman ve daha detaycı gelişmiş bir eğitim veriyor. Örnek vermem gerekirse GD marketingin tanımını yapmaktan başlatırken, yüksek lisans ise bazı teorileri ve temel bilgileri bildiğinizi varsayarak yenilerine odaklanıyor.
Moda yönetimi/pazarlama okurken, hoca size önümüzdeki derste konunun ne olacağını söyler, okunması gereken case study’i, cevaplanacak önemli soruları e-posta atar, kitaplarda okumanız gereken bölümleri belirtip, bir sonraki derste kimlerin o konuyla ilgili sunum yapacağını söyler. Derse istenilenleri yapmadan gelirseniz konuyu anlamanız çok zor olacaktır.
Moda tasarımı okurken bitirmek için bir koleksiyon hazırlamanız gerekiyor. Graduate Diploma'da bir yarı tez yazıyorsunuz, yüksek lisans da ise ister pratik odaklı bir tez istersenizse teorik odaklı bir tez yazmanız gerekiyor. Graduate Diploma'da benim tez konum duyulara dayalı marketingdi- özellikle de perakendede koku duyusuna odaklanmıştım. Yüksek Lisans tezimde ise hazır giyim markaları ve Youtube arasındaki ilişkiyi araştırmıştım.
Benim Lcf deneyimlerim kısaca böyleyken, hazır üniversite tercih döneminde University of the Arts London'ın son sınıf öğrencilerine sorarak çektiği " Üniversiteye yeniden başlayacak olsanız kendinize ne önerisi verirsiniz?" videosunu aşağıda sizlere ekliyoruz.
Modanın kalbinin attığı müze: Victoria & Albert Müzesi
Londra'da dünyanın en önemli moda müzelerinden olan Victoria& Albert müzesini daha yakından tanımaya ve geçmişten bugüne unutulmaz moda sergilerine göz atmaya ne dersiniz?
Londra'da bulunan Victoria & Albert Müzesi (V&A) yolu Londra'ya düşen herkesin British Museum'dan sonra adını en sık ikinci duyduğu müzedir. Moda, mimari, Rönesans ve Asya sanatlarıyla ilgilenenler için eşi bulunmaz bir yerdir.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column][thb_gap height="20"][vc_column_text]
Kuruluş yılı 1857 olan Victoria & Albert, ilk açıldığında Londra'nın South Kensington semtinde olduğu için South Kensington Müzesi olarak adlandırılıyor ama 1899'a gelince dönemin sevilen Kraliçesi Victoria ve kocası Prens Albert'e ithafen ismi Victoria ve Albert Müzesi olarak değiştiriliyor.
Müze diğer branşlarda olduğu gibi İngiltere için moda anlamında da büyük bir önem temsil ediyor. Hem tarihsel hem de inovatif sergilerin bir arada yapıldığı, isteyen herkesi modayla ilgili her türlü bilginin bulunduğu arşivlerinde gezdiren ve aynı zamanda bir çok markayla işbirliği yapan bir müze Victoria & Albert. Müzenin her daim ücretsiz gezebileceğiniz "Kostüm ve Moda" kısmında 17. yüzyıldan günümüze kadar gelen korselerden, Vivienne Westwood, John Galliano gibi tasarımcıların tasarımlarına kadar görebileceğiniz geniş bir kostüm seçkisi var.
Kalıcı moda bölümünün yanı sıra, her sene en az 6 -7 geçici sergiye ev sahipliği yapan V&A için bu sergilerden en az 2'si moda ile ilgili olur- yani Londra'ya ne zaman giderseniz gidin, V&A müzesinde bir moda sergisi olacağı garanti. Müzenin sergiler hariç her kısmı ücretsiz ama 40 pounda üyelik yaptırırsanız, istediğiniz V&A sergisine hayat boyu ücretsiz girebiliyorsunuz. Şu zamana kadar V&A'de gezip kişisel favorilerimden olan moda sergilerini kısaca aşağıdakiler gibi özetleyebilirim.
Undressed- A Brief History of Underwear
Nisan ayında Agent Provacateur ve Revlon sponsorluğunda gerçekleşen bir iç giyim sergisi Undressed. İç giyim dediğimiz parçaların cinsiyetler arası ayrımının tarih boyunca nasıl farklılık gösterdiğini, korselerin tarihi ve kadın erkek iç çamaşırının günümüze kadar nasıl evrim geçirdiğini öğrenmek isteyenler için ideal. Bunun yanı sıra La Perla, Agent Provacateur ve Fifi gibi high-end iç giyim markalarının da tasarım ve yaratım süreçleri hakkında videolar bulabileceğiniz kapsamlı bir sergi. Şu sıralar yolunuz Londra'ya düşerse Mart 2017'ye kadar gezebiliyorsunuz.


Horst-Photographer of Style
Dünyanın en ünlü moda fotoğrafçılarından Horst P. Horst'un retrospektifi 2013 yılında V&A'de sergilendi. Resimleri görünce hemen hatırlayacağınız, o dönemde Vogue, Harpers Bazaar ve daha bir çok dergi/marka için ikonik resimler çekmiş 30'lar, 40'lar ve 50'li yıllara damgasını vuran Horst'u tanıtan sergiye ilgi tüm V&A sergilerinde olduğu gibi yine yoğundu. En ünlü fotoğrafı Mainbocher korsesi(1939) ve dönemin Sürrealizm akımından ilhamlı çektiği bir çok orjinal fotoğrafın sunulduğu sergi moda ve fotoğrafçılık sanatının kesişimini başarılı bir şekilde ele alıyordu.
Grace Kelly- Image of a Movie Star
Film yıldızı ve Monaco Prensesi Kelly'nin, Hermes'e adını veren Kelly bag'inden günlük hayatta kullandığı eldivenlerine kadar, kraliyet ailesi tarafından bağışlanmış bir çok farklı parçanın toplandığı geniş kapsamlı bir sergiydi.Grace Kelly'nin kişisel stilini incelerken 50, 60 ve 70'in dönem modasına dahil bilgilerin de bulunduğu, dönem modasına ilgi duyanların akın ettiği V&A'in en unutulmaz sergilerinden biri olduğu rahatlıkla söylenebilir.
The Glamour of Italian Fashion
'The Glamour of Italian Fashion' yani çevirisiyle 'İtalyan Modasının Cazibesi' işçilik, güzel kumaşlar ve kaliteyle özdeşleşmiş İtalyan modasının 2. Dünya savaşı sonrasından günümüze kadar zaman için nasıl geliştiğini gösteren ve moda konusunda söz sahibi bu ülkeyi tanımak için eşsiz bir olanaktı. Bulgari'nin sponsor olduğu Sophia Loren'lerden, Armani'nin kuruluşuna kadar İtalyan modasına dair bir çok önemli şeyin paylaşıldığı bu sergi müzenin 2014 yılına damgasını vuran sergilerindendi.
Yukarıda bahsettiğim sergiler ve daha nicelerine ev sahipliği yapan V&A, moda konusunda tüm dünyadaki en etkili müzeler arasında gösteriliyor. V&A'in desteği sadece bununla da sınırlı değil, her sene 16-24 yaş arasına ücretsiz olarak organize ettiği V&A Moda Festivali'nde bir hafta boyunca Asos'daki satın almacılardan, tasarımcılara, moda gazetecilerine kadar bir çok farklı konuşmacı ve staj olanağını sunuyor.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]
En İyi Moda Okullarına Kabul Edilmek İçin Öneriler
Avrupa ve Amerikadaki öğrenciler üniversite başvurularını tamamlarken BoF (Business of Fashion) sektörün önde gelen moda okulu eğitmenlerine okullara başvuran öğrencilerde neler aradıklarını sordu.
[su_spacer size="30"]Avrupa ve Amerikadaki öğrenciler üniversite başvurularını tamamlarken BoF (Business of Fashion) sektörün önde gelen moda okulu eğitmenlerine moda okullarına kabul edilmek için başvuru yapan öğrencilerde neler aradıklarını sordu. Moda eğitimi almak hiç bu kadar moda olmamıştı. Endüstrinin popülaritesi arttıkça moda ile ilgili derslere katılmak için başvuran öğrenci sayısı da her geçen gün artıyor ve rekabet git gide kızışıyor. « Bugünlerde bu derslerde yer almak için başvuran o kadar fazla insan var ki, 20 sene önce olsa kabul edeceğim insanların neredeyse üçte birini reddetmek durumunda kalıyorum. » diyor Londra’nın en prestijli okulu Central Saint Martins’in müdürü Willie Walters.Moda eğitimi sektörü, bu artan talebi karşılamak için içlerinde ünlü enstitülerin de bulunduğu devlet okullarının yeni dersler açıp kontenjanlarını arttırmaları ile hatrı sayılır derecede büyümüş olsa da, devlet tarafından dikte edilen kotalar ve fon sıkıntıları yüzünden sektör hala oldukça kısıtlı imkanlara sahip. Bu nedenle seçilmiş bir okulda yerinizi garantilemek gün geçtikçe daha da zorlaşıyor. Adaylar, kabul alması en zor bölümler için onbinlerce uluslararası başvuru arasından öne çıkmak zorundalar. Yine de bu kıyasıya rekabet göz önünde bulundurulduğunda röportaj yapılan tüm eğitmenler, başvuru yapan öğrencilerin istenilen kriterler doğrultusunda yeteri kadar iyi hazırlanmadıklarından şikayetçi.Başarılı olmak için, çoğu Instagram kuşağı çocuğu olan adaylar dijital devrim gerçekleşmeden önce eğitimini tamamlamış bir jüriyi etkilemek zorundalar. Ama eğitmenlerin büyük bölümü yeni medya araçlarının, dijital yaratıcılığın ve deyim yerindeyse nevi şahsına münhasır bir tarzın göz ardı edilmekten çok teşvik edilmesi gerektiğini savunuyor.BoF 2017 girişli öğrencileri seçecek kadroda bulunan ve bölümleri en çok başvuru alan bölüm başkanlarından tavsiyelerini paylaşmalarını istedi.
« ÇOK ÇALIŞIN, ÖZGÜN OLUN »
Willie Walters, Lisans Eğitimleri Direktörü, Central Saint Martins
Öğrencilerin gerçekten çok fazla çalıştıkların görmek istiyorum. Başvurularına ellerinden gelen herşeyi koymuş olmalılar. Başvuru sürecimizin ilk etabı 10 sayfalık online bir portfolyo hazırlamak. Bu sayfalarda adayların yarattığı orijinal şeyleri görmek istiyoruz. Özgün ve tasarım olarak göze çarpan birşeyler arıyorum. Zariflik, duyarlılık, güçlü bir çizim yeteneği ile karşılaşabilirim. Aynı zamanda biraz dağınık, dinamik, renkli ve sert köşeli ama kendinden emin ve net duruşu olan bir çalışma da olabilir. Lütfen moda dergilerinden yırttığınız sayfalarla gelmeyin çünkü sosyal medya ikonları dikkatimizi çekmiyor. Zaten hali hazırda moda sektöründe var olan bu olgunun yaratıcılığı teşvik etmekle bir bağlantısı yok. Eğer mülakata çağırılıyorsanız, bu sizinle ilgili daha çok şey öğrenmeye hevesliyiz demektir. Bu durumda baktığım 10 sayfanın aynı özenle hazırlanmış 50 sayfalık bir dosya içinden seçilmiş olduğuna inanmak isterim. Öğrencilerin bize gösterecekleri çalışmalar çok çeşitli olmalı. Önünüze gelen şeyin devamlı kendini tekrar ediyor olması çok sıkıcı. Mülakatlarda soru sorduğumuzda ise doğal cevaplar bekliyoruz. Her öğrencimizin telaffuz ve sözlü ifade becerilerinin mükemmel olması gerekmiyor. Okulumuzda karakter çeşitliliğini amaçlıyoruz. En kötüsü de görüşme boyunca gösterilen 10 sayfada tıkanıp kalmak ve konuşmayı daha ileri götürememek.[su_spacer size="30"]
[su_spacer size="30"]« ÇALIŞMALARINIZI SOSYAL VE POLİTİK ARAŞTIRMALARINIZA BAĞLAYIN »
Fiona Dieffenbacher, Güzel Sanatlar Moda Tasarım Bölümü Direktörü, Parsons The New School of Fashion.
Öne çıkan adaylar hem çalışmalarının karakteriyle hem de başvurularının yazılı ve akademik özellikleri ile söyleyecek özel birşeyleri olduğunu anlatmayı başaranlar oluyor. Öğrenciler sanat ve tasarım alanlarında lise yıllarından beri süre gelen tutkularını ispat ederek kendilerini gösterebilirler. Edindikleri akademik bilgiler, katıldıkları müfredat dışı aktiviteler, yaz okulları, hafta sonu programları ve ilgi alanları ile alakalı stajları bu konuda dikkat çeken noktalar. Adayların aynı zamanda toplumdaki yerlerini nasıl tanımladıkları ve bunu nasıl anlattıkları da oldukça önemli. Yeni gelen öğrenciler için yaratıcı süreçlerini ve kavramsal düşünme yeteneklerini görebileceğimiz çok yönlü bir portfolyo görmek istiyoruz.
Öğrencilerden istediğimiz yazılı belgeler ise kendilerini bize daha iyi anlatmaları ve Parsons için neden iyi bir aday olduklarını kanıtlamaları için bir şans. Onları bu fırsattan olabildiğince faydalanmaları için cesaretlendiriyoruz. Bu sayede sadece çalışmaları hakkında konuşma fırsatını değil aynı zamanda bu çalışmayı uygun ifadeler kullanarak bir konseptin içine oturtma fırsatını da buluyorlar. Bizi en çok etkileyen adaylar çalışmalarını olgun bir şekilde ve güzel bir dille etkilendikleri sosyal, ekonomik, politik, kültürel ve tarihsel olaylara bağlayarak anlatma becerisine sahip olanlar. Bahsettiğimiz bu özelliği üniversite seviyesindeki sanatçılar ve tasarımcılarda bile bulunması zor, bu nedenle yeni başvuran birinde bu ışığı görmek adayı hemen diğerlerinden ayırıyor.

« FİKİRLERİNİZİN NASIL GELİŞTİĞİNİ GÖSTERİN »
Elinor Renfrew, Moda Bölümü Dekanı, Kingston Üniversitesi
100 kişilik kontenjanımız için 1.000 başvuru alıyoruz. Adaylar kesinlikle bir temel ders almış olmalılar. Bu bizim ilk kriterimiz. Ardından online olarak filtrelemeye başlıyoruz. Bu aşamada bize gönderdikleri portfolyoları inceliyoruz, bunun ardından kimi mülakata çağıracağıma karar vermek çok da zor olmuyor. Bir adayın çizim defterine baktığınızda fikrin gelişmesine etki eden düşünme aşamasını görebilmelisiniz. Bu, ne önünüze gelen son çizimle ne de ilk karalamayla anlaşılabilir. Çalışmaları üzerinde değişiklikler yapmaları iyi - aslında hata yaptıklarını gösteren herşey önemli. Bazen onların yaratıp sonra üzerini çizdikleri bir şeyi arıyor olabiliyoruz. Böyle işler mükemmel bir özenle ve çok düz hazırlanmış bir portfolyodan daha enteresan.Ülke dışından gelen adaylarla durum çok daha zor çünkü kabul sürecini mülakatlar olmadan yapmak zorundasınız. Normalde 350 civarı öğrenci davet ediyoruz. Tüm adayları tek tek mülakata almak için yeterli zamanımız olmadığından grup görüşmeleri düzenliyoruz ve bu sistem uzun zamandır sorunsuz bir şekilde çalışıyor. Adaylarımızın nasıl göründükleriyle pek ilgilenmiyoruz. Benim için önemli olan kibar, profesyonel ve öğrenmeye açık olmaları. Ne giydiklerinin önemi yok. Bir sonraki kreatif direktör olacaklarsa birşeye bakıp taklit etmek yerine onu sıfırdan yaratmaları gerekiyor.
« SINIRLARI ZORLAYIN »
Frances Corner, Üniversite dekanı, London College of Fashion.
Öncelikle adayın başvurduğu programı çok iyi araştırmış olması gerekiyor. Ardından baktığımız kriterler; yaratıcı düşünce, iyi araştırma ve analiz kabiliyeti. Adayların onları tetikleyen ve motive eden şeyleri bulmaları, bu motivasyonu geliştirmek için en iyi programın hangisi olduğuna emin olmaları çok önemli. Portfolyolara gelince; her sayfa, her çalışma öğrenci hakkında birşeyler yansıtmalı. Çizim defterleri ve günlükler öğrencilerin bir fikri keşfederken nasıl yollar izlediklerini ve kendilerini nasıl geliştirdiklerini anlamak için çok önemli. Aradığımız şey deney yapmanın, deneme yanılma yöntemiyle birşeyler öğrenmenin önemini anladıklarını gösteren her türlü işaret. Limitlerinizi zorlamak ve kendinize meydan okumak zorundasınız. Bu en az çizim yeteneğiniz kadar önemli.
Kendine güvenen ve yeteneklerinin bilincinde olan insanlar arıyoruz. Kendine karşı dürüst olmak da bir o kadar önemli. Bunlar şimdiye kadar zaten hep dikkat edilen özelliklerdi ancak günümüzün rekabetçi ortamında daha da büyük bir önem kazandılar. Bizim onlara söylediklerimiz kadar onların da farklı bakış açıları ile bize söyledikleri ve kattıkları çok önemli. Dünya çapında öncü bir moda enstitüsü olarak kalmayı istiyorsanız bu tarz şeylere dikkat etmelisiniz.
« TUTKUNUZU GÖSTERİN »
Linda Loppa, Stratejik Direktör, Polimoda
Bizim aradığımız şey bir hayali ve fikri olan genç ve meraklı insanlar. 10-15 sene önce « En sevdiğiniz moda tasarımcısı kimdi? » sorusuna Jean Paul Gaultier veya benzeri birinin adını verirlerdi. Ancak şimdi tasarımcı isimlerini ve modanın tarihçesini bilmiyorlar. Bu çağımızın globalleşmesinin bir sonucu ve aslında büyük bir problem de değil. Çoğu aday yeterince hazırlıklı değil. Buraya, gittikleri küçük lisedeki sanat öğretmeninin düşündüğünün tam aksine, aslında hiç de iyi olmayan çizimlerle geliyorlar. Çizim yaptıklarında ışığı ve hacmi algılayabildiklerini görmek zorundayız. Bununla birlikte burada çizim yaparken kullanabilecekleri pek çok teknoloji bulunmakta. Eğer video çekerlerse bunu size gösterebilirler. Hayalleriniz ve ilham kaynaklarınız ne olursa olsun bunları bize göstermeli ve tutkulu olduğunuzu kanıtlamalısınız. Burada 150 kişi içinde yaklaşık 15 farklı milletten gelen adaylardan bahsediyoruz. Oldukça güzel ancak zorlu global bir yarışma, ayrıca bu moda eğitimine özel bir durum. Adayların dikkat etmesi gereken bir diğer konu da işlerinin var olan sisteme çok benzememesi olmalı. Bu gibi durumlarda birkaç sene içinde yanıldığınızı anlıyorsunuz.

« GELECEK NESİL İÇİN MODAYI BAŞTAN YARATIN »
Jennifer Minniti, Moda bölümü başkanı, Pratt Institute
Hassas şekilde düşünebilen, tasarımı kökten kavramış ve konulara zengin bir hayal gücü ile yaklaşabilen öğrenciler arıyoruz. Referanslarını aldığı yerler ve esin kaynakları çok açık seçik veya fazla yüzeysel ise bu kırmızı alarm demek. Genç nesil devamlı maruz kaldığı celebrity akımından ve televizyondan etkilendiğinde çok belli oluyor. Pratt’de el işçiliğini (tekniği), konsepti (sadece fikirden daha fazlası) ve konteksti (sosyal kültürel ve tarihi) vurguluyoruz. Gelen portfolyolarda bunların pırıltısını görmemiz lazım ki birlikte çalışabileceğimizin kararını verebilelim. Teknik yetenekler, sadece bir konsepti keşfetmek ve anlatmak için değil aynı zamanda fikir üretmek için de yeterince değer görmüyor. Bunun hayati derecede önemli olduğunu düşünüyor ve ders programımızı oluştururken bu konulara oldukça dikkat ediyoruz. Sonuç olarak, kendi jenerasyonları için farklı bir moda sistemi düşünmekten korkmayan, güçlü ve kendine has bir yaratıcı süreç ilerletebilecek öğrenciler arıyoruz. Moda global bir olgu, kültürünüzü, değerlerinizi ve zevkinizi masaya koymaktan çekinmemelisiniz.
« MERAKLI, CESUR VE KÜLTÜRLÜ OLUN »
Leah Perez, Moda Bölümü Başkanı, Shenkar College of Engineering and Design (ISR)
Herşeyden önce başvuran öğrenciler yaratıcı olmalı. Çok meraklı, cesur ve kültürlü olmak zorundalar. Benim aradığım şey kararlı ve hırslı insanlar ama esnek bir yapıya da sahip olmalılar. İçinde bulunduğumuz endüstri oldukça global olduğundan, insanlar her duruma ve mekana ayak uydurabilir ve grup çalışmasına açık olmalı. Örneğin fotoğrafçılık konusunda istekliyseniz bir sürü fotoğraf çekin ve bana bu konuda tutkulu olduğunuzu gösterin. Çizim yapmayı seviyorsanız, bana çizim yapabilmek için bulduğunuz zamanı nasıl değerlendirdiğinizi çizim defterlerinizle gösterin. Bence adayların yaptıkları en büyük hata tasarım sürecini anlamamaları ya da bu konuya yeterince önem vermemeleri.
« BEYNİNİZİN İKİ YANINI DA KULLANIN »
Christine Walter Bonini, ESMOD Uluslararası Genel Müdürü
Global olarak rekabet devamlı artıyor ve her sene dünyanın bir sürü yerinden yüzlerce başvuru alıyoruz. Meraklı, açık fikirli ve motivasyonu yüksek insanlar arıyoruz. Burada dersler oldukça yoğun ve büyük oranda zaman, enerji ve sabır gerektiriyor. Öğrencilerin beyinlerinin her iki tarafını da kullanabilmeleri, aynı zamanda hem rasyonel düşünüp hem renkli bir hayal gücüne sahip olmaları, derslerde başarılı olmaları açısından çok önemli.Başvuru prosedürümüz birkaç adımdan oluşuyor. Başvuru belgelerini (özgeçmiş, niyet mektubu, okul transkriptleri) dikkatle inceledikten sonra, adaylardan yaratıcı bir portfolyo hazırlamalarını talep ediyoruz. Birebir mülakatlara başlamadan önce öğrenci ile ilgili alabileceğimiz en detaylı bilgiyi alabilmek, onları daha iyi tanıyabilmek ve estetik algılarını keşfedebilmek istiyoruz. Portfolyolarında bize kişisel dünyalarını yaratıcı bir şekilde tanıtmaları gerekiyor. Tasarımcılar, kitaplar, mağazalar, filmler veya tarihi olaylar gibi onlara ilham veren şeyleri kullanabilirler. Tüm bunları nasıl bir araya getirecekleri konusunda tamamen özgürler. Bir kitap, video, çizim defteri veya kolaj sunabilirler. Öğrencilere tavsiyem; tecrübelerini, katıldıkları aktiviteleri, deneyimlerini, hayallerini, ve onlara ilham veren şeyleri anlatarak bize kendilerini en iyi şekilde tanıtmaları. Bizim gözümüzde öğrencinin yaptığı sunum ve konuya olan ilgisi, teknik bilgisinden daha önemli. Profesyonel hayatta da olduğu gibi, günlük çalışma sizi başarıya götüren en önemli etken. Listenin başında yer almak için öğrenciler günlük öğrenme ve çalışma rutinlerinden keyif almalı ve motive olabilmeliler.
Polimoda Tasarım ve Business Bölümlerini Birleştirerek Gittikçe Büyüyor
Polimoda son günlerde atakta. yenilenen yönetim kadrosunun da etkisiyle Floransa’nın ünlü moda okulu Polimoda, moda sektöründe daha da etkili olmayı planlıyor.
Temsilcisi olduğumuz Polimoda son günlerde atakta. yenilenen yönetim kadrosunun da etkisiyle Floransa’nın ünlü moda okulu Polimoda, moda sektöründe daha da etkili olmayı planlıyor. Ocak ayından beri okulun Rektörlüğünü üstlenen Danilo Venturi, moda’nın hem business hem de tasarım bölümlerini birleştirdiklerini söylüyor. Venturi’ye göre artık bu sektörde çalışmak için eklektik olmak gerektiğini söylüyor; yani artık bir sanat yönetmeninin sadece yaratıcı olması yeterli değil, bir koleksiyonu nasıl pazarlamak gerektiğini de bilmesi şart.
Bu sebeple Polimoda, lisans programlarına 4. bir sene ekledi . 4. Yılı tamamlayan öğrenciler aynı zamanda da yüksek lisans diploması alabilecek. Polimoda’nın diger planları arasındaysa modayla ilgili daha spesifik bölümler açmak ve moda haftalarında mini defileler sunabilmek var.
Geçen hafta Floransa’da gerçekleşen Pitti Uomo’nun da en çok konuşulan kısımlarından biri Polimoda’nın son sınıf öğrencilerinin düzenlediği defile oldu. Tasarımlarını sergileyen 20 öğrenci arasındaniki kişi birinciliği paylaşmaya laik görüldü bunlar: Mirco Arena ve Federico Cina’ydı. Jüride ise eski Polimoda Rektörü Linda Loppa, Venturi, Cannon yönetim kurulu başkanı Brendan Cannon, Riccardo Vannetti, Rus Moda Haftası Başkanı Alexander Shumsky, Pucci’nin direktörlerinden Laudomia Pucci gibi sektörde söz sahibi, vizyoner isimler yer aldı.
Mirco Arena
1.’ler arasındaki Mirco Arena, Kuzey ülkelerinin masalları ilhamlı ‘Sami’lerden esinlendiği erkek koleksiyonuyla herkesin beğenisini topladı. Arena, futuristik hasır parçalar, uzun transparan kostümler ve 3 boyutlu zırhımsı parçaların bir araya geldiği bir koleksiyon hazırlamıştı. Diğer 1. Federico Cina ise abartılı silüetler, kat kat kumaşlar, ağır bomber ceketler, oversize tulumlarla kombinlediği saten asker pantolonları ve combat botlarıyla ödülü hakettiğini ıspatlayanlardandı.
Federico Gina
Türkiye'de Moda Tasarım Bölümü Olan Üniversiteler
Türkiye'de Moda Tasarımı bölümü olan üniversiteleri sizin için listeledik.
Türkiye'de moda tasarım bölümü olan tüm üniversitelerin listesini derledik.
İstanbul'daki Öne Çıkan Moda Okulları
İstanbul, moda sektörünün kalbi olması nedeniyle en çok seçeneğin bulunduğu ilimizdir.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ): Türkiye'nin en köklü moda okuludur. Yetenek sınavı ile öğrenci alır. Ünlü mezunlar: Hatice Gökçe, Tuvana Büyükçınar, Özlem Kaya
Marmara Üniversitesi: Tekstil ve Moda Tasarımı konusunda çok güçlü bir akademik kadroya sahiptir. Ünlü Mezunlar: Özgür Masur, Özlem Süer, Burçe Bekrek
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ): Fashion Institute of Technology (FIT) ile ortak diploma programı sunar.
İstanbul Bilgi Üniversitesi: Uygulamalı bilimler odaklı modern bir eğitim sunar.
Yeditepe Üniversitesi: Sektörle güçlü bağları ve ünlü mezunlarıyla bilinir. Ünlü mezunlar: Nazlı Bozdağ, Nihan Peker, Giray Serpin
Diğer Üniversiteler: Altınbaş, Beykent, Haliç, Aydın, Kültür, Işık ve Nişantaşı üniversiteleri moda tasarımı eğitimi sunmaya devam etmektedir.
Ankara'daki Moda Okulları
Hacı Bayram Veli Üniversitesi (Eski Gazi Üniversitesi kadrosuyla)
Atılım Üniversitesi
Başkent Üniversitesi
İzmir
İzmir Ekonomi Üniversitesi: Türkiye'nin ilk moda tasarımı bölümlerinden biridir.
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ): Güzel Sanatlar Fakültesi bünyesinde köklü bir eğitim sunar.
Diğer İllerdeki Devlet Üniversiteleri
Eskişehir Anadolu Üniversitesi
Antalya Akdeniz Üniversitesi
Denizli Pamukkale Üniversitesi
Bursa Uludağ Üniversitesi
Dikkat Edilmesi Gerekenler
Yetenek Sınavı vs. Merkezi Yerleştirme: Bazı üniversiteler hala yetenek sınavı ile alırken, bazıları TYT/AYT puanı ile öğrenci kabul etmektedir. Başvuru yapmadan önce mutlaka güncel ÖSYM kılavuzunu kontrol edin.
Akreditasyon: Seçeceğiniz okulun uluslararası değişim programlarına (Erasmus vb.) açık olup olmadığını inceleyin.
Moda Okullarında Hayatta Kalmak İçin Öneriler
[vc_row][vc_column][thb_gap height="20"][vc_column_text]
Kendinize İlham Verecek Kişisel Kütüphanenizi Oluşturmaya Başlayın
Kitaplar fikir almak için eşsiz kaynaklardır. Evinizde size ilham verecek kendi kitaplığınızı kurmaya başlamak, size istediğiniz saatte fikirlerden faydalanma olanağı sunar. Kendi koleksiyonunuzu yapmaya başlamak size ilk başta pahalı gibi görünürse, 2. el kitapları çok uygun fiyatlara bulabileceğiniz sahaf ve internet sitelerinden yararlanabilirsiniz.
Sunum Yapmayı Arkadaşlarınızla Pratik Yapın
Sunum yaparken çoğu kişi kendini gergin hisseder, bunu yenmek ve kendinizi hazırlamak için okul sunumlarınızdan önce mutlaka arkadaşlarınıza sunum yapın.
Yakınınızdaki Vintage ve İkinci El Mağazaları Tanıyın
Vintage mağazalar araştırma ve ilham almak için harika yerlerdir. Geçmişte kumaşın, dikişin, işlemelerin ve silüetlerin nasıl kullanıldığını yakından keşfetmek gerçekten size çok şey katar.
Eleştiriyi Kişisel Algılamayın. Yapıcı Eleştiriler Sizin Gelişmeniz İçindir
Moda endüstrisi olumsuz eleştirilere takılı kalmamanız gereken bir yerdir. Bu endüstride çalışmak istiyorsanız üzüldüğünüzü, kırıldığınızı belli etmemeniz ve eleştiriyi nasıl işinizi geliştirmeye uyarlayabileceğinizi öğrenmeniz gerekir. Unutmayın, eleştirinin amacı yaptığınız işi geliştirmektir.
Kalıplarınıza Dikiş Payı Eklemeyi Unutmayın
Dikiş payını daha kalıbın ilk aşamasında ekleyin, kumaşı kesmeden tebeşirle eklemek yerine çok daha pratikolacaktır.
Çalışmalarınızı ortada bırakmayın
Moda bölümleri/ moda okulları rekabetin yüksek olduğu yerler ve her ne kadar sınıf arkadaşlarınızla çok iyi anlaşsanız da yaptığınız çalışmaları siz yokken ortada bırakıp gitmeyin, döndüğünüzde bıraktığınız yerde olmayabilir.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]
Bir moda markasının kimliğini yaratma yolunda 5 kolay [olmayan] adım
Polimoda'nın dekanı Danilo Venturi'den bir moda markasının kimliğini yaratma yolunda yürüyenler için önemli beş ipucu.
Polimoda'nın dekanı Danilo Venturi Rus be-in.ru moda platformuna verdiği röportajda bir moda markasının kimliğini yaratma yolunda olanlara önemli beş ipucu verdi.
#1
Hiçbir zaman segmentasyon ve hedeflerden başlamayın, daha çok tasarımcının vizyonu, etik değerleri ve estetik anlayışından başlayın. Tasarımcılar bir futbol takımının direktörü gibi kolay değişir sanmayın.
#2
Ürünlerdeki farklılaştırıcı unsurları göz önüne alarak ve uzun vadede sosyal trendleri gözlemleyerek, iş modelinizi tasarımcının kimliğine uydurun. Armani'nin 70'lerde yaptığı gibi...dekonstrükte ceketi yaratarak o dönem erkeğinin yeni beklentilerini çok iyi sezmişti.
#3
Rakiplerinizin hedef kitlenizin zihninde kapladığı yeri iyi analiz edin ve marka değerlerinizi en boş olan alana yerleştirin. Amacınız kazanmak ve bugünün doygun pazarında kötü versiyonlar için yer yok.
#4
Hiçbir zaman değişmemesi gereken görsel elementlerinizi ve değişebilecek olanları belirleyin. Bu şekilde zamansız, aynı zamanda da güncel olmayı başarabilirsiniz. Chanel'in yaptığı gibi.
#5
Marka hikayenizi derin metaforlara ve evrensel hikayelere dayandırın ki müşterilerinizin bilinçaltına hitap edebilesiniz. Unutmayın ki kişiler rasyonel düşünürler ama kararlarının %90'ı duygusaldır.
Polimoda ile ilgili bilgi için tıklayın:
Tasarım, pazarlama ve iletişim gibi alanlarda sektör deneyimli eğitmenlerden alınacak sağlam eğitimin dışında İtalyan mükemmelliğini de vaad eden Polimoda, Floransa’da konumlanmış. BOF tarafından yapılan “En İyi Moda Okulları 2015” araştırmasında lisans programları 6.; master programları 9. Sırada yer alan okulun ünlü mezunları arasında ayakkabılarına bayıldığımız Aquazzura’nın tasarımcısı Edgardo Osorio da var.
Moda Kariyeri Polimoda'nın Türkiye temsilcisidir. Başvuru için bize moda@modakariyeri.com adresinden yazabilirsiniz.
Modanın Kutsal Kitabı: Vogue
Bugün Vogue 100 Sergisi Londra’da National Portrait Gallery’de açılıyor. Dile kolay; bir asırdan bahsediyoruz. Fırsat bu fırsat, bizimle Vogue’un geçmişine yolculuk yapmaya ne dersiniz?
Bütün hafta sosyal medyada çeşitli hesaplarda #vogue100 hashtag’ine mutlaka denk gelmişsinizdir. Bugün Vogue 100 Sergisi Londra’da National Portrait Gallery’de açılıyor. Dile kolay; bir asırdan bahsediyoruz. Fırsat bu fırsat, bizimle Vogue’un geçmişine yolculuk yapmaya ne dersiniz?120.yaşını,2012’de dev bir dijital arşivi ayaklarımızın altına sererek kutlayan Vogue’un bu serüvenindeki dönüm noktalarına göz atalım:
İlk sayı:
Vogue,1892İlk sayısı 1892’de haftalık yayınlanmak üzere Amerika’da basıldı.Vogue'un yaratıcısı Arthur Baldwin Turnure, New York sosyetesinin hatrı sayılır isimlerinden biriydi.Vogue'u yaratma amacı, toplumun üst sınıfına hitap eden bir yayın olmasıydı. Bu ilk sayıda moda dışında sanat, tiyatro, yeni kitapların yorumları ve sosyal ortamlarda uyulması gereken görgü kurallarına kadar her türlü bilgiye yer verdi.
Conde Nast:
1909'da Conde' Montrose Nast'ın Vogue'u almasıyla, değişim başladı.Önceleri 30 sayfanın altında basılan Vogue, 100 sayfaya ulaştı. Sadece New York sosyetesine mensup olan kişiler tarafından okunan ve hem kadın, hem erkeğe hitap eden dergi, Conde' Montrose Nast sonrası departmanlarını büyüttü ve çoğunlukla kadına yönelmeye başladı. "Vogue" ismi o kadar güçlendi ki, bir süre sonra dergi konu başlıksız, sadece Vogue başlığıyla yayınlanmaya başladı. Nast'ın bir sonraki hedefi Vogue'u uluslararası yapmaktı.
Vogue İngiltere:
Nast'ın ilk uluslararası denemesi,İngiltere oldu. 1912 yılında Amerikan Vogue, İngiltere'de dağıtılmaya başlandı. Ancak 1.Dünya Savaşı'yla birlikte derginin ulaşımı imkansız hale gelince, İngiltere'de basma kararı aldı ve Vogue İngiltere, 1916 yılında Eylül sayısıyla yayınlanmaya başladı.
Moda Fotoğrafçılığı:
Gertrude Vanderbilt WhitneyVogue'un yaptığı en büyük devrimlerden biri de moda fotoğrafçılığı kavramını kitlelere duyurmasıydı. Moda fotoğrafçılığı için o zamanlarda düşünülen kıyafete değil; modele odaklanmasıydı.Vogue'da yer alan ilk fotoğraflarda modeller, sosyete mensuplarıydı. Büyük şapkalar ve görkemli elbiselerle poz veren modellerin olduğu fotoğraflar için dönüm noktası 15 Ocak 1913'tü. Dönemin heykeltraşı Gertrude Vanderbilt Whitney'nin, Baron Adolphe de Meyer tarafından çekilen fotoğrafı deyim yerindeyse taşları yerinden oynattı. Genel algıda yer alan odağın ve netliğin olmadığı bu kare, moda fotoğrafçılığına bambaşka bir bakış açısı getirdi. Bir süre sonra elitliğin simgesi de "Meyer'in çektiği bir Vogue karesinde olmak" olacaktı.
Modanın Kutsal Kitabı Modanın Başkentinde:
Vogue Fransa,1920İngiltere sonrasında 1920 yılında Fransız Vogue’un ilk sayısı okuyucularla buluştu. Helen Dryden tarafından çizilen "tenis oynayan iki kadın" kapağı, moda illustrasyonunda da önemli bir yere sahip. Amerikan Vogue Haziran sayısı da aynı kapakla çıktı.
Biraz Renk, Biraz Gerçeklik:
Bu tarih Vogue’un en önemli dönüm noktalarından biri. Çünkü dergi ilk defa,1932 yılında Edward Steichen tarafından çekilen bu “renkli” kapakla basıldı.Böylece illustrasyonların yerini fotoğraflar almaya başladı. Bu fotoğrafın bir başka önemi de, aktif bir hayatı temsil eden bir poz olması.
Diana ile 60’lara Merhaba:
Diana Vreeland ofisindeModa dünyasının gelmiş geçmiş en etkili,zeki ve güçlü kadınlarından Diana Vreeland 1962-1971 yılları arasında Vogue Amerika’nın başındaydı.Diana'nın ipleri eline almasıyla, sadece sosyetenin aynası olan dergi, bir anda moda dünyasının en dominant söz sahiplerinden birine dönüştü. Yıllar sonra torunun derlediği, Diana'nın Vogue yıllarındaki notlarından ve yazışmalarından oluşan "Memos" kitabı , Diana'nın sektördeki gücünü görmek için yeterli. Jackie Kennedy'yi giydiren, Twiggy'yi keşfeden ondan başkası değildi.
Avedon Etkisi:
New York Times'ın deyimiyle "onun moda ve portre fotoğrafları, Amerika'nın stil, güzellik ve kültür imajını bulmasını sağladı". Richard Avedon, moda tarihinin şüphesiz en önemli fotoğrafçılarından biri. Harper's Bazaar'da geçen 20 yıldan sonra Avedon, 1966-1990 yılları arasında Vogue için çalıştı.Richard Avedon'un kadrajından Twiggy,Vogue US 1966
Altın Çağ:
Anna Wintour-ilk kapak 1988Yıllardan 1988; Anna Wintour Vogue’un yayın yönetmeni koltuğuna oturur; bir daha da kalkmaz. Vogue’la en fazla özdeşleşen kişi ve günümüzün en güçlü moda otoritelerinden biri olarak tarihe geçer. Anna Wintour’un gelişiyle ilk kapakta değişim kendini gösterir. Çünkü bu kez ihtişamlı elbiseler yerine, jean giymiş model vardır kapakta.Anna Wintour'un Amerikan Vogue'a transferi tesadüf değildi elbette. O zamanlar İngiliz Vogue'un başında olan Wintour, Elle dergisinin çıkışı sonrası satışları yavaşlayan Amerika edisyonu için tek çare olarak görüldü ve değişimi başlatması için Amerika'ya getirildi. Wintour Vogue'u getirmek istediği noktayı o zamanlar şöyle anlatıyordu: "Ben Vogue'un hızlı, kesin ve seksi olmasını istiyorum. Ultra zenginler ya da sosyete benim ilgimi çekmiyor.Okurlarımızın kendi parasını kazanan enerjik ve ilgili kadınlar olmasını istiyorum." Ünlülerin kapağa taşınması yine Anna Wintour'un değişimlerinden yalnızca biri. Madonna'yı kapakta kullanmak isteyen Wintour'a herkes karşı çıktı, satılmayacağını söyledi. Ancak onları dinlemeyip , aklından geçeni yapan Wintour sayesinde, Madonna kapaklı Vogue'la satışlar %40 arttı.
Madonna, Vogue US 1989Anna Wintour, hedeflediği ve beklendiği gibi Vogue'u en üstlere taşımayı başardı.2004 Eylül sayısında 832 sayfalık rekor bir dergiye imza attı. Hakkında belgeseller çekildi. Eski asistanı Lauren Weisberger 2003 yılında kendi gerçek anılarından oluşan "Devil Wears Prada" kitabını çıkardı, 2006 yılında aynı isimli film vizyona girdi.


Ünlü Tasarımcıların Mezun Oldukları Moda Okulları
Moda dünyasındaki gelmiş geçmiş en büyük tasarımcılara hergün gıptayla bakıyoruz, idol olarak görüyoruz. Fakat onlar da bir zamanlar bizim gibi hedeflerini gerçekleştirmek için okuyorlardı.
Moda dünyasındaki gelmiş geçmiş en büyük tasarımcılara hergün gıptayla bakıyoruz, idol olarak görüyoruz. Fakat onlar da bir zamanlar hedeflerini gerçekleştirme hayaliyle okul sıralarındaydı.
İstedikten ve inandıktan sonra herşeyi başarabileceğinizin kanıtı olan ünlü tasarımcıların mezun oldukları okullar:
John Galliano
2011 yılında yaşanan skandal sonrası Dior'dan uzaklaştırılan ve tam 4 yıl sonra Maison Margiela ile küllerinden yeniden doğan Galliano, Saint Martins School of Art'ta Moda Tasarımı okudu.
1984 yılında Central Saint Martins’den mezun olan John Galliano, « Les incroyables » isimli mezuniyet koleksiyonuyla dikkat çekmişti.
Tom Ford
New York Üniversitesi'nde sanat tarihi eğitimi üzerine Parsons School of Design'da mimari okumaya başlayan Tom Ford, Parsons'ın New York kampüsünden sonra , son senesinde Paris kampüsünde eğitimine devam ederken moda aklını çeldi ve böylece moda sektörüne girmiş oldu. Kendisi bu ani değişimi şöyle açıklıyor:"Bir sabah uyandım ve düşündüm: Ben ne yapıyorum?"
Mimari nasıl desem..ciddi bir iş. Farkettim ki moda, sanat ve ticaret arasındaki dengeyi sağlıyor ve böylece kararımı vermiş oldum"
Stella McCartney
44 yaşındaki İngiliz tasarımcı da Central St Martins mezunu.
Okulunun onun için tam bir dönüm noktasını olduğunu her fırsatta dile getiren McCartney, St Martins'te eğitim almak isteyen yetenekleri gençlere burs imkanı sağlıyor.
Alexander Wang
1983 doğumlu Amerikalı tasarımcı Alexander Wang, 19 yaşında New York’a taşınıp Parsons’ta eğitim almaya başlamış. Parsons’ta geçen 2 yıl sonrasında kendi markasını kurmaya karar veren Wang, 2007’de sunduğu ilk hazır giyim koleksiyonu sonrası CFDA (Amerika Moda Tasarımcıları Birliği) ödülünün sahibi oldu.
Kris Van Assche
2007'den beri Dior'un erkek koleksiyonlarının Artistik Direktörü ve ismini verdiği Kris Van Assche'nin kurucusu olan tasarımcı, 1976 Belçika doğumlu. Antwerp Royal Academy of Fine Arts'ta moda tasarımı üzerine eğitimini tamamladıktan sonra Paris'e taşınarak kariyerine başladı. En iyi moda okullarından birinde eğitim alan Kris Van Assche, o yılları şöyle anlatıyor:"Girmek bir hayli zordu. 65 kişi başladığımız eğitimin 4.senesinde sadece 7 kişi mezun olabildik. Sonrasında çok uzun süre asistanlık yaptım. O da benim için okul gibiydi. Yani Akademi'nin belki de en iyi yanı gerçek hayattaki zorluklar öncesinde bir test görevi görmesi ve sizi hayatın gerçekliğine ve zorluğuna hazırlaması."
Christopher Bailey
1971 doğumlu İngiliz tasarımcı, Burberry'nin Kreatif Direktörü ve aynı zamanda 2 yıldır Genel Müdürü. Çocukken mimarlık ona daha sıcak gelse de tasarım ve modaya olan ilgisini farketmesiyle bu konuda eğitim almaya karar verdi. Royal College of Arts'ta moda üzerine yüksek lisans yapan Bailey'nin keşfedilme hikayesi ise kıskanılası: Henüz öğrenciyken portfolyosunu Donna Karan görür; çok etkilenir ve mezun olduğunda onunla New York'ta çalışmasını teklif eder. Sonrası ise hepimizin bildiği başarı dolu bir kariyer.. Donna Karan'da geçen 2 yıl, sonrasında Tom Ford ile Gucci'de geçen 5 yıl ve 2001'den bugüne Burberry'nin başarısının arkasındaki en önemli etken.
Riccardo Tisci
İtalyan tasarımcı Riccardo Tisci de sanat ve tasarıma çocukluğundan beri ilgi duyanlardan. O zamanlar yaşıtları gibi oyun oynamaktansa, evde çizim yapmayı ya da annesiyle bahçenin tasarımı konusunda çalışmayı tercih ettiğini söyleyen Tisci, 11 yaşında okuldan ayrılıp, Milano'da sanat eğitimi veren bir okula yazılmış. 9 kardeş olarak durumu çok iyi olmayan bir ailede büyüyen tasarımcı, Milano'da moda okumanın sadece zenginlerin yapabildiği birşey olduğunu anlayınca, tek çare olarak Londra'ya taşınmayı görmüş. Gerekli parayı biriktirmek için kumaş tasarımından, otelde temizlik görevlisi olarak çalışmaya kadar her türlü iş fırsatını deneyen Tisci tesadüfen London College of Fashion'ın ücretsiz bir kısa kursuna katılır ve oradaki öğretmeni vasıtasıyla yeteneği keşfedilir. Sonrasında burslu olarak Central Saint Martins'te eğitim alan ve 1999'da mezun olan tasarımcı, azmin başarıyı nasıl getirdiğinin göstergesi ve 2005 yılından beri Givenchy'nin Kreatif Direktörü.
Aslında görünen o ki; imkansız diye birşey yok, istemek ve karar vermek başarmanın yarısı. Belki de bir sonraki yazımızda paylaşacağımız başarı hikayesi sizinki olacak. Moda üzerine eğitim almak için Moda Okulları sayfamızı ziyaret ettiniz mi? Daha detaylı bilgi almak için aklınızdaki her soruyu moda@modakariyeri.com'a yazabilirsiniz.
Moda Severlere Ilham Kaynağı Olan Filmler
Moda filmleri festivali başlamak üzere...peki moda ikonları yaratan filmleri hatırlıyor musunuz?
Hazır hafta sonu İstanbul Moda Filmleri Festivali varken; biz de moda ve film ilişkisini inceleyelim dedik.İşte modaya damgasını vurmuş,hatta kendi modasını yaratmış, tasarımcıların hala ilham aldığı ikonik filmler ve karakterler:
1. Breakfast at Tiffany’s – Audrey Hepburn
O kadar ikonik ki kendine ait Wikipedia sayfası bile var! Audrey’nin sarı taksiden inip ; Givenchy’si içindeTiffany’nin vitrinine hayran hayran bakmaya başladığı andan itibaren küçük siyah elbise ile aşk yaşamaya başladık. Audrey ve Givenchy 1954’te Sabrina’nın setinde tanışıp işbirliği yapmaya başladılar; ta ki ölüm onları ayırana kadar. Givenchy daha sonralarda Telegraph’a yaptığı açıklamada “bizimki bir tür evlilik gibi” diye bahsedecekti. Bu arada küçük siyah elbisenin “küçük” hiçbirşeyi yok; Hollywood’da Dior’un New Look’undan sonra bambaşka bir modern ikon doğmuş oldu.
2. The Misfits – Marilyn Monroe
Monroe ekranda jeanle boy gösteren ilk Hollywood starlarından biriydi- ama öyle sıradan bir jean değil; Levi’s. Mom jeans tekrar moda oldu olmasına ama; ilk olarak onu klasik bir gömlekle kombinleyen kişi Marilyn’den başkası değildi. O her zaman bir jean ikonu olarak kalacak.
3. Annie Hall – Diane Keaton
Ismarlama dikimin sportif stille birlikteliği ilk olarak 1977 yapımı bu klasikte görüldü ve androjen giyimde büyük bir trendin kıvılcımı oldu. Nerdeyse 40 yıl sonra hala Annie’nin stilini kopyalıyoruz. Yelekler, yüksek bel pantolonlar, gösterişli kravatlar ve melon şapkalar. Diane’in başarılı stilinin bir diğer sırrı da gerçek hayatta da böyle giyinmesiydi. “Then Again” isimli kitabında şöyle yazdı: “ Giyindiğim herşeyi Soho’da sokaktaki havalı ve tarz giyinen kadınlardan esinlendim. Annie’nin haki pantolonu, yeleği ve kravatı tamamen onlardan esinlenildi”
4. The Great Gatsby – Mia Farrow
Bu filmde Mia Farrow’un tarsi F.Scott Fitzgerald’ın romanındaki tarifsiz ruhla birebir örtüştü. Kostüm Tasarımcısı Theoni V. Aldredge’ın çizdiği stil, Ralph Lauren’in de yardımıyla, her parçayı zamansızlaştırdı. Herkes hem fikir olmalı ki film En iyi Kostüm Tasarımı ödülü aldı.
5. Atonement – Keira Knightley
Keira’nın bu zümrüt yeşili efsane ilk elbisesi 1930’ların rüyasından yapılmaydı. Jacqueline Durran tarafından tasarlanan elbise, film gösterildiğinden beri tüm zamanların en iyi film kostümü olarak oylanıyor. Nedenini anlamak zor değil. Muhteşem kumaş, kusursuz kesim ve unutulmaz kütüphane sahnesi elbiseyi herkesin favorisi yapmak için yeterli.
6. Gone With The Wind – Vivien Leigh
Vivien’in giydiği bu inanılmaz derecede süslü, yere kadar uzun, kasnak etekli kostüm 1939 yapımı filmde hem Vivien hem de canlandırdığı karakter Scarlett’la birlikte ikonikleşti. Filmin kostüm tasarımcısı olan Walter Plunkett; aynı zamanda“Singin’ in the Rain” ve “An American in Paris” filmlerinin de kostümlerini yaptı. Plunkett kariyeri boyunca 50’den fazla ana karakter ve 100 yan rol için, 5000’den fazla parça tasarladı.
7. Gilda – Rita Hayworth
Jessica Rabbit’in Gilda’dan sonra kendi stilini yaratmasının bir nedeni var. Rita’nın striptiz performansında giydiği siyah elbise onu tüm zamanların en gösterişli film yıldızlarından biri yaptı.Rita bunu , Marilyn Monroe’nun John F.Kennedy’nin 1962 yılındaki doğum gününde şarkı söylerken giydiği elbise de dahil olmak üzere bir sürü ikonik elbise tasarlayan kostüm tasarımcısı Jean Louis’e borçlu.
8. Rear Window – Grace Kelly
Grace’in eteği ve incileri kraliyet zerafetinin kanıtı. Kostüm tasarımcısı Edith Head ve Grace söylentilere gore film için kostümleri beraber tasarladı. Siyah kadife ve beyaz tül elbise Edith’in en mükemmel kreasyonlarına örnek gösterilebilir.
9. Desperately Seeking Susan – Madonna
Madonna’nın tuhaf ; ikinci el dükkanına ait gibi görünen stili filmin çıkışından sonra 80’lerin modasına damgasını vurdu. Söylentiye gore, Madonna’nın rolü almasında, oyunculuk yeteneğinden çok kişisel stili etkiliydi. Filmdeki stili Madonna’nın “Like a Virgin” videosundaki stilinin devamı gibi: kat kat giyilmiş üst, dini takılar, parmakları kesik eldiven, kahkül, deri ceket ve yırtık tayt.
10. Basic Instinct – Sharon Stone
Sharon’ın vücudunu saran beyaz elbisesi, onu donuk,sarışın kötü kadına çevirdi. Kostüm tasarımcısı Ellen Mirojnick, bu tasarımla modern femme fatale’i yarattı.
11. Bonnie and Clyde – Faye Dunaway
Faye Dunaway’in bere, kemerli palto ve trikolardan oluşan depresyon dönemi gardrobu , seksapeli yansıttı. Kostüm tasarımcısı Theadora Van Runkle, bu görünüşü şahesere döndürdü.30’ları çağrıştıran ruhun, 60’ların temiz çizgileriyle birleşimi sonrası, Dunaway’in harika boyun bağları ve midi etekleri hala podyumlara ilham veriyor.
12. Almost Famous – Kate Hudson
Penny Lane’in 70ler esintili gardrobu , tüm groupie kızların taklit ettiği bir tarza dönüştü. Filmin kostümleriyle ilgili ne olağanüstü değil ki? Gözlükleri, Meksika tarsi bluzleri, süet, ispanyol paça denim ve kimonolar. Filmdeki içi kürklü suet kabana hala arzu nesnesi.
13. The Royal Tenenbaums – Gwyneth Paltrow
Cadılar Bayramı’nda Margot olmayan kaldı mı? Gwyneth, Margot Tenenbaum olarak 2001’deki dönüşünden sonra, kürk kabanı ve bob modeli saçlarıyla ikonlaştı. Wes Anderson’ın vizyonu hala herkesin favorisi. Filmin kostüm tasarımcısı, Karen Patch’e gore Margot’nun stili Peter Sellers’in “The World of Henry Orient” filminden esinlenildi. Karen, vizon bir palto çizip Fendi’ye gönderdi. Bass loaferlar ve Hermes çanta görüntüyü tamamladı.Kaynak: www.marieclaire.co.uk
İzlemeniz Gereken 10 Moda Belgeseli
Havalar soğumaya başladı, tam film zamanı. Biz de sizlere keyifli bir haftasonu için moda dünyasının en başarılı insanlarının hayatına göz atabileceğiniz bir belgesel listesi hazırladık.
Moda ile ilgilenen herkesin mutlaka izlemesi gereken 10 moda belgeselini bu yazıda derledik. Eğer moda belgeseli izlemeyi seviyorsanız bunlara da bir göz atın:
10. Bill Cunningham New York
Bill Cunningham’ı anlatmak için fotoğrafçı demek yetersiz. O bir mükemmelliyetçi, vizyoner, başına buyruk ve onca kalabalığa rağmen yalnız. Sokak stilini yaratan, mavi önlüğüyle binlerce kareyi sonsuzluğa bir doktor edasıyla kavuşturan bir sanatçı. Belgeselde, Bill Cunningham’ın bisikletinin tepesinde Manhattan sokaklarındaki bir gününün nasıl geçtiğini, Carnegie Hall’deki dairesini ,moda dünyasıyla ilgili görüşlerini ve ünlülerin onu anlatımını izleyebilirsiniz. Kaçırılmaması gereken, eğlenceli bir belgesel.
9. IRIS
O bir moda ikonu. O moda dünyasının görüp görebileceği en renkli karakterlerden biri. Moda,sanat ve insanlarla ilgili görüşlerinin yer aldığı film yaratıcılık ve tabi ki renk dolu.
““Lütfen, kendiniz için giyinin. İçinizden gelen ilhama kulak verin ve şansınızı deneyin. Öyle birşey giyin ki “Ben buradayım” desin””
8. SCATTER MY ASHES AT BERGDORF’S
Herman Bergdorf ve Edwin Goodman 32.Cadde’de ilk mağazalarını açarken bu kadar ileriyi görmüşler miydi bilinmez ama Bergdorf Goodman bugün en güçlü moda otoritelerinden biri. Her tasarımcının hayali. Şahane vitrinleriyle adeta bir şölene dönüşen filmde kimler yok ki .. Christian Loubutin, Karl Lagerfeld, Manolo Blahnik ve daha niceleri..
7. ANNIE LEIBOVITZ: LIFE THROUGH A LENS
John Lennon’un ölmeden once Yoko Ono ile çekilen son karesi, Woopi Goldberg’ün süt banyosu, Leonardo’nun kuğuya sarılmış hali, Demi Moore’un hamileliği ve daha niceleri. Bundan Annie Leibovitz’in lensinden bizlere kazandırılan karelerden sadece birkaçı. Fotoğrafçılık dehası Annie’nin hayatını daha yakından görmek ister misiniz?
Annie Leibovitz
6.MADEMOISELLE C
Mademoiselle C - Carine RoitfeldVogue Paris’in efsane editorü, moda otoritesi Carine Roitfeld’in 10 yılın ardından Paris ve Vogue’u bırakarak, New York’a kendi dergisini kurmaya gidişininetrafında şekillenen belgesel, bize onun taşınması, yeni işini kurması ve büyükanne olma macerasını yakından izleme fırsatı sunuyor.
5.VALENTINO: THE LAST EMPEROR
Dünyanın en yetenekli, en özel modacılarından biri olan Valentino’nun hayatı , işleri ve iş-hayat partneri Giancarlo Giametti ile ilişkisini konu alan belgesel bir başyapıt tadında.
4.THE SEPTEMBER ISSUE
Anna WintourModa takviminde yılbaşı, hiç kuşkusuz Eylül ayı. Eylül sayısı her derginin kutsal sayısı. Peki Vogue’un ve moda dünyasının en efsane kadını Anna Wintour’un eylül sayısının çıkışında neler yaşadığını görmek ister misiniz? Ders gibi bir belgesel. Kaçırılmamalı.
3.DIOR&I
Nisan,2012. Raf Simons Dior’un yeni Kreatif Direktörü ilan edilir. Önünde ilk koleksiyona 8 hafta vardır. Peki minimalizmle bağdaştırılmış bir adam couture yapabilir miydi?Kuşkulu gözler, zaman yarışı ve bitmek bilmeyen stres. Bu belgeseli izlerken Raf Simons’u daha yakın tanıyıp, onun bu mücadelesine ortak olacaksınız.
2. LAGERFELD CONFIDENTIAL
Karl Lagerfeld’le ilgili söylenecek o kadar çok şey var ki. Çekimi 3 yıl süren bu filmde onu evinde, çizim yaparken, seyahatte , kendisi ve parçası olduğu dünya ile ilgili konuşurken görebilirsiniz. Bilim adamlarının –normal olmadığı düşüncesiyle(!)- DNA’larını incelemek istediği bugünlerde izlemek için daha doğru bir zaman olamaz.
1.L’AMOUR FOU
Yves Saint Laurent ve Pierre Berge.. 50 yıl süren bir aşk. Belgesel Yves ile yıllarca biriktirdikleri sanat eserlerinin müzayedesine hazırlanan Pierre’in gözünden anı ve geçmişi aktarıyor. İlk tanıştıkları andan ölüme kadar olan sürede yaşadıkları, Pierre Berge’nin anlatımıyla ve Yves ile yapılmış röportajlardan kesitlerle hayat buluyor. Aşk, sanat ve tabi ki moda dolu bir yapıt.
Moda Okulumu Nasıl Seçtim?
Bir okul sizi değiştirmelidir. Bu değişim kariyerinizi tasarlarken sizi bir adım öteye götürmelidir.
[su_spacer]Moda sektörüne giriş yaptığım dönemi anlattığım ilk yazımdan sonra sıra 2004 senesinde master için gideceğim okula karar verme sürecime geldi.Birçok kişinin yaptığı gibi ben de önce internetten araştırma yaptım. Ardından arkadaşlarıma moda okuyan tanıdıkları var mı diye sordum. 2004 yılında Türkiye'de moda okumak çok konuşulan bir konu değildi. İtalya'da okumak istiyordum ve moda yönetimi konusunda iki okul benim için öne çıkmıştı: Bocconi ve Polimoda. İlk iş olarak ikisine de başvurdum.
“Tasarım karar almak değilse nedir? ” Henry Petroski
Ardından uçağa atlayıp okuyacağım okulları yerinde görmek ve havayı koklamak istedim. Önce Milano'ya ardından da Floransa'ya gittim. İki okulu da gezip öğrenciymişim gibi hissetmeye çalıştım. Kendime şu soruları sordum:
- Hangi okulun atmosferi, ders içeriği ve öğrenci profili beni geliştirir, değiştirir ve yapmak istediğim işe başlamam için gerçek bir değer yaratır?
- Hangi okulda eğlenirim (okul aynı zamanda eğlenceli de olmalı, o günler geri gelmiyor)
Bir okul sadece ders içeriği ile değil aynı zamanda bulunduğu şehir, öğrenci seçimi ve öğretim metodolojisi ile de değerlendirilmelidir. Hiçbir öğrenci tek başına öğrenmez, öğrenemez. Eğitim bir grubun beraber değer yaratması ile mümkündür, bu nedenle sizi besleyeceğine inandığınız atmosferi bulmadan araştırmanızı sonlandırmayın.Bir okul ayrıca sizi değiştirmelidir. Bu değişim kariyerinizi tasarlarken sizi bir adım ileri götürmelidir.Ben Polimoda'da okumaya karar verdim. Neden mi? Öncelikle SDA Bocconi Moda yönetimi bölümünün ders içeriği MBA ders içeriğine çok yakındı ve ben zaten İşletme okuduğum için bunun doğru seçim olmadığını düşündüm. Polimoda'nın kapısından girdiğim andan itibaren kendimi o ortamla bütünleşmiş hissettim. Koridorları podyum, sınıfları atölye olmuş bir okuldu Polimoda. Ben tam da buna hasrettim. Ayrıca Polimoda hem daha kısa sürüyor hem de zorunlu staj yaptırıyordu. Floransa'da tekstil ve moda sektörüyle işbirliği içinde olduğu için daha çok fırsat sunabileceğini düşünmüştüm. Bu durumun iş hayatına geçişte bana destek olacağını öngördüm, ve gerçekten de oldu.Ekim 2004'de Polimoda'da "Master in fashion marketing and merchandising" bölümüne girdim ve Mayıs 2004'de mezun oldum. Mezun olmamız için gereken stajı bulmakta okul bize destek olmuştu. Toplamda üç görüşmenin ardından iki staj teklifi geldi. Bir tanesi görsel düzenleme üzerineydi diğeri de mağaza yönetimi üzerine La Rinascente Milano'daydı. İki şirket de Vakko ismini tanıdıkları için şanslıydım, tecrübemi değerlendirmek istemişlerdi.Okul seçiminin çok önemli olduğunu kariyerim ilerledikçe farkettim. Hiçbir zaman sektöre yabancı kalmadım, staj ardından hemen iş buldum ve okul arkadaşlarımın büyük kısmı çok iyi yerlere geldiler. Yıllar içinde birbirimize destek olacağımız bir network oluşturduk. 2014 Ekim'inde, 11 sene sonra Polimoda'ya misafir hoca olarak gittiğimde o günlere döndüm, tecrübemi paylaşmak çok keyifliydi.Sizin seçiminiz de tamamen kişisel olacaktır. Okul seçiminizi "Şu sirket en çok bunun mezunlarını işe alıyor" diyerek yapmayın, bunu göz önüne alın ama kararınızı buna bağlamayın.Bu yazının amacı bir okulu öne çıkarmak değil daha çok kişisel tercihimi etkileyen kriterleri paylaşmaktı. Siz de kriterlerinizi belirleyin.Özetle tavsiyelerim şunlar:
- Okul seçimini sadece ders içeriğine bakarak yapmayın. Öğretmen kadrosunun sektöre yakınlığı, eski ve yeni öğrenci profili ve girdikleri işler ayrıca bulunduğu şehir ve şehrin moda ile ilişkisi çok önemli.
- Hemen okula başlamak zorunda değilsiniz, tecrübe ile başlamak her zaman daha iyidir. Doğru okul ve doğru zaman olması önemli.
- Master eğitimi meslek seçimi ile doğrudan ilgilidir. Sizi sektöre sadece hazırlamakla kalmayacak aynı zamanda yolunuzu yapmanıza yardım edecek okulu bulun. Bu eski öğrenciler vasıtasıyla da olabilir (Mezun birlikleri var mı mutlaka kontrol edin)
- Okula kaydolmadan önce gidip gezin ve çekinmeden öğrencilerden birini durdurup "Okuldan memnun musun?" diye sorun. Bunu yapamazsanız Linkedin'de ya da tanıdıklarınız aracılığıyla referans bulmaktan kesinlikle çekinmeyin.
- İş bulmak için mezun olmayı beklemeyin. Sektöre hazırlanıyorsanız, okulla birlikte hazırlığınız başlamış demektir. CV göndermeye hemen başlayın, okuldaki sektör temsilcilerine kendinizi tanıtın. Aklınız hala karışıksa zamanınızı herkesle sohbet edip bilgi edinerek geçirin. Sosyalleşin.
- Yurtdışında iseniz, ben burda iş bulamam nasıl olsa diyerek kendi kendinize cesaretinizi kırmayın. Savaşın.
- Eğlenin!
Sorularınız veya yorumlarınız için asli@modakariyeri.com adresine email atabilirsiniz.